Çocuğumu Okula Yollamasam mı?

Çocuğumu okula yollamıyorum. Evde eğitim görüyor.

Homeschooling.

Evde eğitim. Evden olur mu canım?

Her ne kadar bizim ülkemizde pek örneği olmasa da bu tip terimleri duyar olduk.

Sizleri Zeynep Kaya Özdemir ile tanıştırmak isterim. O bu konuyu araştırmış. Facebook sayesinde tanıştığım, çok modern ve vizyon sahibi bir hanım. Bir Kahve Molası’nda konuğum. Kendisi de blogger. Blogunda yazdığı okulsuzluk hakkındaki yazılarından bir derleme yapıp, bizimle paylaştı.

Okulsuz Günlükleri

Yaklaşık bir senedir okulsuzluk kavramını araştırıyor, okuyor, bu konuda yazıyor, konuşuyor, yorumlar yapıyorum. Ben Zeynep, eşim İbrahim, oğlumuz Seyyah.

Oğlum iki buçuk yaşındayken ilk defa, şans eseri karşılaştım bu kavramla. Biz buna nasıl ve neden karar verdik, ona da değineceğim. Ama içimde bir yerlerde çocuğumu hiç okula göndermeme fikri hep varmış sanırım.

İlk olarak instagram profilinde okulsuzluk paylaşımları yapan bir hanıma konu ile ilgili danıştığımda, o kadar sıcak bir bilgilendirme ve kaynak tavsiyesi ile karşılaştım ki, kendisini hala çok severek takip ediyorum. Tavsiye edilen kaynakları okudukça konu çorap söküğü gibi ilerledi gitti. Okudum, öğrendim, deneyimlerini paylaşanlarla konuştum, yazıştım, sonra bazılarıyla tanıştım ve bir sene içinde, önce hayatımızda neleri istemediğime karar verdim. Sonra elimde gerçekten istediklerim kaldı. Okulsuzluk mantığımın oluşmaya başladığı ilk adımları bu şekilde atmış oldum.

Oğlumuz Seyyah üç buçuk yaşında ve henüz yasal olarak okula başlama zorunluluğu yok. Ama onun açısından; çevremizdeki çoğu çocuk bu yaşta çoktan okula başlamış olduğu için ben okulsuzluğunun başladığını düşünüyorum. Benim ve eşim açısından ise hayata bakış açımızda ve çocuk yetiştirme tercihlerimizde farklılıklar yarattığından, okulsuzluk bizim için de başladı.

Yurt dışında tamamen okulsuz olarak yetişmiş yetişkinlerin hikayelerine ulaşmak mümkün. Sayıları az da olsa varlar. Okulsuzlukta, ”başarılı olmak” bizim için bir kriter olmadığı için, bu örnekleri hayatlarını nasıl yaşadıkları ve mutlu olup olmamaları açısından değerlendirmeye çalışıyoruz. Gel gelelim, biz de dahil olmak üzere, çocuğun yaşı ilerledikçe, insanlar bu işe nasıl başlandığını, en başından beri kat edilen yolda yaşanan deneyimleri ve zorlukları merak ediyorlar. Zira ülkemizde de, dünyadaki pek çok ülkede olduğu gibi, okulsuzluğu tercih eden çok sayıda aile var. Her biri kendi içinde özel ve kendi okulsuzluk nedenleri var.

Peki okulsuzluk nedir?

Okulsuzluk adı itibariyle sadece, çocuğunu okula göndermemek diye algılanıyor başta, doğal olarak. Tabi ki işin temelinde, eylem olarak bu da var. Ama aslında hayata bakış açısıyla, hayattan beklentiler ve hayatı nasıl yaşamak istediğimizle doğru orantılı bir kavram.

Genelde, ”sisteme mi karşısınız?” , ”okullara güvenmediğiniz için mi göndermiyorsunuz?” gibi sorularla karşılaşır oldum. ”Karşı olmak” pek bizim tarzımız olan bir şey değil ailecek. Ama sistem denilen şeyden pek hoşnut olmadığımız tabi ki bir gerçek. Okullara güvenmemeye gelince, cevabım yine ”tabi ki güvenmiyorum” olacak. Ama bunlar bizim okulsuzluk için öncelikli nedenlerimiz değil açıkçası.

Okula göndememek dediğimizde bu konu kendi içinde ikiye ayrılmakta. ”Okulsuzluk” ve ”Ev okulu”.

Ev okulunda aile çocuğunu okula göndermiyor ama, evde kendisi ya da eğitim verebilecek kişiler çocuğa, okula pararlel ya da kendi belirledikleri bir müfredatı uyguluyor.

Okulsuzlukta ise çocuk yine okula gitmemekle birlikte, herhangi bir müfredata, derse, ya da oturtulup bir şey öğretilmeye maruz kalmıyor. Okulsuzlukta öğretme söz konusu değil. Çocuğun gözlemleyerek, yaşayarak hayatın içinde öğrenmesi söz konusu.

Peki bu çocuklar nasıl öğreniyor sorusu oldukça soyut cevaplara sahip. Günümüzde öğrenmenin tam olarak hangi an ve nasıl gerçekleştiği net olarak bilinmese de, yapılan araştırmalar sayesinde, beyinde bu işin nasıl gerçekleştiğini açıklayan veriler mevcut. Öğrenme için merak, ilgi ve uygun ortam olması hem gerekli hem de yeterli. Yani çocuğun aslında bir öğretene ihtiyacı yok! Ama öğrenirken, öğrenmek istediği konu deneyimlere dayanan bir konu ise çocuk bir kişiden istediği gibi faydalanadabilir.

Ev okulu kavramı dünyada pek çok ülkede yasalken ülkemizde yasal değil. Okulsuzluk ise bildiğim kadarıyla yasal boyutta henüz dünyada kabul görmemiş durumda.

Bu işin yasal sürecine bugüne kadar edindiğim bilgiler doğrultusunda değinmek isterim. Zira en çok merak edilen, acaba nasıldır denilen konu bu.
Türkiye’de okula gitme zorunluluğu ilk dört sene için geçerli. Orta okul ve lise dediğimiz diğer dörder senelik bölümler dışarıdan/açıktan okunabiliyor.
Çocuğunuzu ilkokulda okula göndermediğiniz takdirde, sınıf öğretmeni, okul yönetimi ve sırasıyla polis (bulunduğunuz yere göre jandarma da olabilir) sizi bu konuda uyarmakla ve çocuk istismarı yapılıp yapılmadığını tespit etmekle yükümlü (sizi evinizde ziyaret ederek). Ayrıca günlük (dönemdeki gün sayısı) 15TL.’lik, buna ek olarak yıllık 500TL’lik idari para cezası söz konusu.

İlk dört senelik ilkokul sürecinin, ilk üç senesinde sınıfta kalma yok. Ayrıca ilk üç sene çocukların hiç bir sınava tabi tutulmuyor olmaları gerekiyor (resmi olarak böyle olmasına rağmen öğretmenler kendi insiyatiflerinde sınav uyguluyorlar maalesef). Çocuklar ilkokulda sadece dört işlemi ve okuma yazmayı öğrenmekle sorumlular (yine resmi olarak ilkokul bundan ibaret olmasına karşın, uygulamada özel okullar müfredatlarında astronomiye kadar uzanan ders eklemeleri yapabiliyor).

İlk üç senelik ilkokul deneyiminde çocuklara dört işlem ve okuma yazma öğretilmesi, dördüncü sınıfta da aynı çerçevede buna ek olarak dönem içinde sınav yapılmasından ibaret ilkokul aslında. İlk üç senede, her dönem çocuğunuzu sadece 1 gün okula götürdüğünüzde çocuk sınıfta kalmamış oluyor. Dördüncü sınıfta ise sadece sınavlara girip geçer not alması yeterli.

Yapılan bazı araştırma ve deneyler gösteriyor ki, çocuklar ilkokul yılları boyunca okulda öğrenmek zorunda kaldıkları matematik ve dilbilgisi bilgilerini, ilkokulun son sınıfına tekabül eden yaşlarına geldiklerinde sadece bir kaç ay içerisinde öğrenebiliyor. Ayrıca okula giden yaşıtlarıyla karşılaştırıldıklarında, bu yıllar içinde aritmetik ve dilbilgisine ders olarak maruz kalmamış çocuklar, bir kaç ay içinde öğrendikleri ile sınavlarda, okulda klasik eğitim görmüş çocuklara oranla küçük bir farkla daha yüksek başarı gösteriyorlar. Buna ek olarak okuma ve tartışma becerileri gibi alanlarda da çok daha aktif oluyorlar.

Ondört yaşını dolduran her vatandaşın, ortaokulu dışarıdan okumak için halk eğitim merkezlerine başvuru yapma hakkı var. Bu başvurunun kabul edilmesi için aranan tek özellik okuma yazma biliyor olmak! Devamında sınav tarihlerinde sınavlara girerek geçer not alınarak ortaokul ve lise tamamlanabiliyor. Türkiye’de artık ortaokul diploması verilmiyor, süreci tamamladığınızda lise diplomanızı alıyorsunuz.

Diploma almak neden önemli? Diyelim ki okulsuzluğu ya da ev okulunu seçtiniz. Çocuğunuz üniversite eğitimine devam etmek istiyorsa diploma almalısınız. Üniversite eğitimine gerek duymuyor ve hayatını diplomasız da devam ettirebileceği bir meslek ya da yaşam tarzına karar verdiyse de diplomaya ihtiyaç duyacağı alanlar olması muhtemel. Zira bugün Türkiye’de ehliyet alabilmek için bile lise diploması gerekiyor. Gel gör ki tüm dünyada geçerli olabilecek, misal dalış sertifikası gibi konularda da lise diploması sahibi olması gerekiyor. Prensip olarak ehliyet ya da dalış sertifikası gibi şeyleri asla kullanmamayı kendine pay biçmiş bir insan da olabilir ve bu durumda hiç bir şekilde lise diploması sahibi olmayı tercih de etmeyebilir. Bu konuda yelpaze oldukça geniş ve yasal hakları bildikten sonra verilecek kararlar tamamen sizin tercihlerinize kalmış.

Zeynep KAYA ÖZDEMİR – birseyyahgeziyor

http://birseyyahgeziyor.com/Page.aspx?KategoriId=2&Id=55

Bir Kahve Molası

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

%d blogcu bunu beğendi: