Çocuklarımız Sürekli İstiyor İstiyorsa, “Her şeyim Var Ama Hiç Bir Şeyim Yok” Diyorsa

baharanahmias-blogEski bir yazımı tekrar paylaşmak istedim.

Yazdıklarımı her okuduğumda farklı gözlerle görüyorum. Sizlerle de yeniden paylaşmak istiyorum.

2 sene önce katıldığım Yankı Yazgan’ın bir sunumuydu. Her seferinde değerli paylaşımları olan biri Yankı Bey.

Bu sefer de çok güzel bir konuda farkındalık yaratmak istemişti.

‘Çocuklarımızı bu kaynak bolluğu içinde nasıl yetiştireceğiz?’ diye başladı sunumuna.

Semineri izleyen tüm annelerin derdi de buydu sanırım.

Bazı anneler istediği oyuncağı alana kadar ısrar eden ama eve gelince oynamayan çocuğundan dert yandı.

Bazı anneler “Beni sevsen dediğimi yapardın, istediğimi alırdın” diyen çocuğunu şikayet etti.

Bazı anneler sürekli para harcayıp, birşeylere sahip olarak kendini değerli hissetmeye çalışan ama bir türlü doymayan ergeninden bahsetti.

Yank Bey tek cümleyle özetledi.

“Çocuklarımıza değer bilmeyi öğretiyor muyuz?

Yoksa biz de her gördüğümüzü alan, dolabında giymediği bir sürü giysisi, takmadığı takısı, okumadığı kitabı olan doyumsuz bir model miyiz onlara?”

Ya da her istediklerine ulaşabildikleri sihirli bir dünya mı yaratıyoruz?

‘Anne! Patates kızartması!’ ‘Peki, oğlum’
‘Ben dolma yemem’
‘Dışarıdan sushi ısmarlayalım mı kızım?’

Yemek sofrasından başlayarak, aman doysunlar, aman mutlu olsunlar diye her istediklerini vermeye mi çalışıyoruz?

Biz ne yapıyoruz?

Özgüvenli olsunlar, ileride ayakları üzerinde dursunlar da istemiyor muyuz?

Peki bunu nasıl yapacaklar?

Değer bilmek nedir? Eski olan değersiz midir?

Yeni olan, pahalı olan ya da arkadaşında olan mı değerlidir?

Değer bilmek nedir?

Biz kendimiz değer bilmek nedir biliyor muyuz?

Bir şeyin değerli olması için 3 şart varmış:

1. Beklemek

Bir şeyin değerini anlamak için beklemeliyiz. Hemen elde etmemeliyiz. Ama bu bekleme gerçek bir bekleme olmalı. Çocuklarımıza hak ettiklerini düşündüğümüz yaştan önce bazı şeyleri sunmamalıyız. Bu konudaki Aile Felsefe’mizi de ‘ama arkadaşlarımın var’ lafına karşı tutarlı bir şekilde savunmalıyız. Biz küçükken karnemiz iyi gelince alınan bisikletler vardı. Belli bir yaşa gelince alınırdı. Doğruydu, yanlıştı demiyorum. Sevgili Özgür Bolat a göre de koşullu hediyeler yanlış. Ama iyi karne ile alınan bisikletler ne kadar da değerliydi. hele ki o karne için ekstra çalışılmışsa.

2.Hak etmek

Bir şeyin değerini anlamak için hak etmeliyiz. Hak edilmeden elde edilenler çok çabuk değersizleşir. Çevrenizde çok kolay para kazananları düşünün. Parayı nasıl harcıyorlar, hesapsız değil mi? O zaman çocuklarımıza neden hak etmedikleri şeyleri kolayca veriyoruz?

Çocuklarımız herşeyi hak ediyor diyebilir anne babalar bana. Öyle mi? Gerçekten de çocukların herşeyi hak ettiğini mi düşünüyorsunuz? En pahalı cep telefonunu, en güzel ipadi. Biz mi sahip olmak istiyoruz? Yoksa onlar mı aslında?

Gerçekten istediği bir şey için çaba harcasa çocuk, o şeye daha fazla değer vermez mi?

Almak istediği bir elektronik oyuncak için, her hafta harçlığının bir kısmını bir kenara koysa mesela.

3.O şey için zahmete girmek

Bir şeyin değerini bilmek için o şey için zahmete girmeliyiz. Çocuklarımıza da istedikleri şeyler için hedef ve yöntem göstermeliyiz.

Lisedeyken yazları Hilton Oteli’nin müdürünün tercümanlığını yapmıştım. Çalışmak çok hoşuma gitmişti. Hele hele çalışıp, para kazanmak. (Çok istediğim pahalı bir kot montu da kazandığım paralarla almıştım. O mont benim için o kadar değerliydi ki. Evlenene kadar saklamıştım.)

Şimdi bizim çocuklar nerede çalışsın diye sorabilirsiniz? İsteyen bulur.

Yazın Büyükada’da sohbet ettiğim bir arkadaşım 11-12 yaşındaki kızının iki senedir yazları bir pastanede çalıştığını, çok da keyif aldığını söyledi.

O bulmuş yer.

Biz de bulamaz mıyız?

İstersek yaz okulu, spor kampı buluyoruz ama değil mi?

Sizlere başka bir tehlikeden daha bahsetmek için bu girizgahı yaptım aslında.

Kaynaklarının değerini bilmeyen, hak edilmeyen yükselmeler yaşayan kişiler ileriki yaşlarda İmpostor Sendrom diye bir hastalık yaşıyorlarmış.

Yani ‘Her şeyim var ama istediğim hiç bir şey yok’

Çevrenizde çok mu duyuyorsunuz bunu? Ne yazık ki ben de.

1970’lerde Suzanne Imes ve Pauline Rose Clance tarafından ortaya atılan bu sendromda mükemmel, eşsiz, herşeyi yapabilen, çok başarılı diye yetiştirilen çocuklar büyümeye başladıklarında çeşitli zorluklarla karşılaştıklarında kendilerinin mükemmel olamayacaklarını anlıyor ve sendromu yaşamaya ve kendisinden şüphe duymaya başlıyormuş.

Başarılarının da kendisinden değil, şans yüzünden, aile, dostlarının yardımı ile olduğunu düşünmeye başlıyormuş.

Suzanne Imes’e göre sendromun en önemli nedeni aile. Ailede başarı baskısı ile büyüyen kişilerde bu sendrom görülüyormuş. Genellikle fazla övülen ve eleştirilen ailelerde risk daha fazlaymış.

Başarı, başarı diye çocuğumuzun başının etini yemeği hemen bırakmalıyız bence….

Ne mi yapmalıyız?

1. Çocuklarımıza değer bilmeyi öğretmeliyiz.

2. Biz kendimiz de değer bilen bireyler olmalıyız.

3. Ayrıca aile felsefesi ve tutarlı prensipleri olan anne baba modelleri olmalıyız.

4. Gereksiz yere övmeyerek, başarılı olma baskısı yaratmamalıyız.

5. Başladıkları işi de bitirmelerini sağlamalıyız. (Böylece çocuk bir işi başladım ve bitirdim duygusu ile kendini iyi hissediyor.)

6. Aman, bu çocuk yetiştirmek de ne zormuş dememeliyiz.

Bahar Anahmias, the mom

Bir Kahve Molası

Bu konuda başka bir yazım için tık tık. Anne ve Babaların En Çok Yaptığı Hatalar

Yaz tatilleri için bir yazı tık tık. Çocuklarımızı Yaz Tatilinde Çok mu Boş Bırakıyoruz?

Sevgili Ergen Koçu Aylin Geron’un bir yazısı için tık tık. Ergenlerin Neye İhtiyacı Var?

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

%d blogcu bunu beğendi: