Dünyada 3 tip insan vardır: Erkekler, Kadınlar ve Anneler.

Geçenlerde seyretttiğim bir dizide hoşuma giden bir söz oldu: “Dünyada 3 tip insan vardır: Erkekler, Kadınlar ve Anneler.”

Erkekler kadınları anlamakta,

Anne olmayan kadınlar da anneleri anlamakta zorluk çekebilir.

Anne olmadan önce atılıp, tutulan bazı kurallar anne olunca unutulabilir.

Parkta çocuğunun peşinden bir kaşık daha yedirmek için kaşıkla koşan anneler var.

Bebeği uyusun diye her gece arabayla tur attıran anneler var.

AVM lerde yerlere kendini atarak çığlık çığlığa ağlayan çocuğuna aldırmayan anneler var.

Uçakta kulağı tıkandığı için ağlayan çocuğu rahatsızlık veriyor diye strese giren anneler var.

Çocuğu arkadaş edinsin diye çocuklu çiftlerle görüşen anneler var.

Var da var.

Anne olunca herkesin bir doğrusu, eğrisi oluyor açıkçası.

Hayatta yapmam dediklerinizi bir de bakıyorsunuz ki hergün yapıyorsunuz.

Ayıpladıklarınızın aynısını uyguluyorsunuz.

Anne olmaya karar verirken “Eyvah”dedim. “Artık herşeyi en mükemmel, en doğru şekilde yapmalıyım. Anne oluyorum. Çocuğuma örnek olmalıyım.”

İşin aslının öyle olmadığını kısa zamanda anladım. Yine de her birimizin Bir Annelik Felsefesi oluşuyor zamanla.

Biraz okuduklarımız,

biraz annemizden öğrendiklerimiz, ,

biraz annemizden öğrenip de yapmak istemediklerimiz,

biraz eşimizle aynı fikirde olduklarımız,

biraz çevremizden gördüklerimiz,

biraz da kendi kişiliğimiz bu felsefeyi şekillendiriyor.

Ben mükemmel bir anne değilim. Hiçbir zaman böyle birşeyi iddia edemem.

Bağırıp, çağırmalarım, sabırsızlıklarım, aman ben de yapayım, geri kalmayayımlarım oldu. İtiraf ediyorum. 1.çocuğum ile 2.çocuğum arasında Felsefem de biraz değişti açıkçası. 1.den 2.ye geçerken daha sakin, daha çocuğuma izin verdiğim bir döneme geçtim. Büyüdüm. Korumacılığım, üstlenmeciliğim geçti.

Çocuklarımı büyütürken yol haritam olan Annelik Felsefem ise şöyle:

Felsefe 1: Çocuklara yalan söylememek verilen sözü tutmak

Çocuklarıma hiçbir zaman yalan söylemedim. Çoğu annenin sırf çocuk yesin diye “Hadi yavrum, bu son kaşık, aç ağzını” deyip de yaptığı sonsuz bir son kaşık muhabbetini hiçbir zaman yapmadım. Benim son kaşığım gerçekten de son kaşıktı.

Kişi, yer, eşya isimlerinde bile hiç uydurmadım. Hep gerçek isimlerini kullandım. 1.5 yaşında kızıma flor verirdim. Flor verirken “Hadi bakalım, flor zamanı” derdim. Daha o yaştan floru öğrenmişti. Her nesnenin, her yerin gerçek ismini söyledim. Onlarla çocukca konuşmalar yapmadım. Hep bir yetişkin gibi konuştum.

Söz verdiğim zaman tuttum. “Yemeğini yersen beraber parka gideriz.” dediğim zaman çocuklarım bunu yapacağımı bildiler. Eğer yapmasaydım onlar da kafalarında “Hımmm, demek ki söz vermek önemli değil. Birşeyi yapacağıma söz versem bile yapmayabilirim.” diye düşünebilirlerdi. Eşim de ben de bu konuya önem verdik. Yapabileceklerimizin sözünü verdik.

Felsefe 2: Çocukların sorularına yaşlarına uygun cevap vermek

Çocuklarıma hiç bir zaman “Sen anlamazsın” ya da “Büyüdüğünde anlatırım” demedim. Her zaman yaşına ve anlayışına uygun olarak, onları adam yerine koyarak, gözlerine bakarak, boylarına inerek, tane tane anlattım sorduklarını.

Büyük kızım ilkokul 1.sınıftayken “Çocuk nasıl olur?” diye sormuştu. Ben de “Anne ve baba ister ve çocuk yaparlar” diye basitçe anlatmıştım. Ona yetmişti.

Derken 3.sınıfta telaşlı telaşlı yanıma geldi. “Anne, arkadaşımın 2.bir kardeşi olmuş. Hem de anne ve babası istememesine rağmen! İstemiyorlarmış anne! Nasıl olabilir böyle bir şey?” diye şaşkınlıkla sordu. Ben de ona seksi, karşı cinsi ve doğum kontrolünü basit bir dille anlattım. Konu bittikten sonra kızım “Ay, iğrenç” diye tepki gösterdi. Acaba yanlış mı yaptım diye düşünmedim değil.

Takip eden yıllarda çocuklarım benim hiçbir soruyu geçiştirmeyeceğimi, her zaman onlara cevap vereceğimi, cevabı bilmezsem de öğrenip onlara aktaracağımı bildiler.

Felsefe 3: Çocukları ekran (TV, ipad) ile çok erken tanıştırmamak

İlk kızımda bu daha kolaydı. Evde çizgi film seyreden bir abla/abi, ellerimizde iphonelarımız yoktu. Tüm gün çizgi film vardı TV’de. Ama ben seyredeceği programlar konusunda hep seçici oldum. İlk kez seyredeceği şeyleri de beraberce seyrettik önce.

İkincisi ise İpad çocuğu. 2005 doğumlu. Tam da olayın ortasına doğdu. Yine de mümkün olduğunca interaktif şeylere yönlendirdim onu; boya ve kalemlere, çiçek dikmeye, oyuncaklara, parka,vs. vs. Küçük kızım şu anda 12 yaşında. Elinden telefonunu almakta zorlanıyoruz. Öte yandan biliyorum ki, ön ergenliğe girdiği şu yaşlarda telefon onun herşeyi. Arkadaşları ile iletişim sağladığı, onlardan haber aldığı, müzik dinlediği dolu dolu bir alet. Bu dönemin geçici olduğunu, onun da daha kontrollü bir şekilde bu aleti kullanacağı günlerin geleceğini biliyorum. Abladan tecrübeliyim. Sadece sabır, sabır, sabır diyorum kendime. Bir de ara ara “Ne kadar zaman oldu canım eline alalı? Günde kaç dakika/saat kullanıyorsun? Bir bakmak ister misin?” diye farkındalık yaratmaya çalışıyorum. Olabildiğim kadar örnek olmaya çalışıyorum. Ara ara telefonumuzu eve gelince elimizden bırakalım kampanyası yapıyorum. Ama açıkçası çok kısa sürüyor. Bir de bakıyoruz tüm aile elimize almışız. Birimiz hava durumu için, diğeri gelen whatsapp a bakıyor, bir diğerimiz ise instagram derdinde. Kolay değil.

Felsefe 4: Çocuğu her zaman dinlemek

Çocuklarım her zaman benim hayatımın odak noktası oldular. Onların gelişimi için dinlemem gerektiğini biliyorum. Başka türlü onları nasıl anlarım? İçlerinde ne fırtınalar koptuğunu, neler düşündüklerini etkin dinleme ile anlayabiliyorum. Etkin dinleme ne mi? Gözlerinin içine bakarak, konuyla ilgili soru sorarak dinleme. Dinlerken her zaman onların boy hizasına gelirim. Gerekirse çömelirim. Ayakta, tepeden bakarak dinlemem.

Dinlemeye zamanım yoksa, kibarca çocuklarıma ne zaman müsait olduğumu belirtiyorum. Açıkçası bu çok nadir. Genelde heyecanlı, heyecanlı gelip birşeyler anlattıklarında onları can kulağı ile dinliyorum. Size tavsiyem çocuğunuz size bir şey anlattığı zaman onu ilgi ve merakla dinleyin. Hayatındaki önemli olayları, arkadaşlarını böylece öğrenebilirsiniz.

Felsefe 5: Çocuğun her istediğini almamak veya yapmamak

Benim çocukluğumda çok oyuncak yoktu. Olanlar da daha pahalıydı. Şimdi bolluk var. Hem de her keseye uygun. Çocuklarım doğduğunda bu oyuncak bolluğu furyasına ben de kendimi kaptırmadım değil. Her dışarı çıktığımızda çocuklarıma bir oyuncak almayı adet haline getirmiştim. Bir süre sonra bu sürekli alınan oyuncakların değerinin oyuncakçıdan eve gelene kadar olduğunu görünce bundan vazgeçtim. Çocuklarıma kesin bir dille neden almadığımı, ihtiyacımız olanı aldığımızı, bütçemizin bugünlük sadece sinema ya da sadece yemek için olduğunu anlattım. Sözümden de dönmedim.

Çok çocuklu doğum günlerinde de gelen oyuncak sayısının minimum olması için arkadaşlarımızı yönlendirdim. 20 tane oyuncak yerine birleşerek daha büyük bir oyuncak aldılar.

Daha büyüdükleri zaman ise istekleri hiç bitmedi. Ben de çok “Hayır” demedim ama “Hayır” larımı da “Evet” e döndürmemeye çalıştım. Tutarlı olmaya çabaladım. Kabul. Bu bazen zor oluyor. Özellikle arkadaş programlarında daha önce “Evet” dediğiniz birşeye bu sefer “Hayır” dediyseniz, vay halinize. Artık çocuğunuzun sizinle münazara etmek için haklı bir sebebi oluyor.

Felsefe 6: Ailemizin bazı kuralları olduğunu çocuğa öğretmek

Çevremde görüyorum, kural koymamayı marifet sanan yeni nesil aileler var. Halbuki kuralsız bir aile, rotasız bir gemiye benzer. Kuralsız bir hayat zannedildiği gibi özgürlük değildir. Kuralsız bir hayat zordur. Çocuklar güven duymak için kuralların olmasını isterler.

Öte yandan kurallar basit ve uygulanabilir olmalıdır. Bizim kurallarımızdan bazıları:

-Yemekten önce ve sonra el yıkanır,

-Birbirimizin sözünü kesmeden dinleriz,

-Saygı, sevgi ve dürüstlük ev içindeki iletişimimizin temelidir,Şiddet hiçbir zaman çözüm olamaz,Sorumluluklarımızı ve görevlerimizi yerine getiririz, istisnalar olabilir,

-Kendimizi geliştiririz ve sürekli yeni birşeyler öğrenir ve öğretiriz,

-Eve gelince önce ufak bir yemek yenir, sonra ev ödevleri biter,

-Akşam yemeğinde tüm aile sofrada oluruz….

Felsefe 7: Çocukları tanımadığım insanlara emanet etmemek

Evimde hep yardımcı ablalar oldu. Çocukları kısa süreli olarak onlara da emanet ettim. Karı koca dışarı çıkmak istediğimizde insanın başka çaresi kalmıyor. Çoğu abla da uzun süreli kaldılar yanımda.

Ama hiçbir zaman çocuklarımın banyosunu yaptırmak, uyutmak gibi daha özel olaylar için bu ablalardan yardım almadım. Yanlış anlamayın, bu hanımlara güvenmediğimden değil. Sadece yıkarken ya da uyuturken söyleyeceği bir söz, yapacağı basit bir hareketle çocuklarımın karakterini etkilemesinler diye bunu yaptım.Hepsi de iyi kadınlardı. Referanslıydılar. Yine de çocuğumun soracağı “Bu ne anne?” ya da “Bunu neden böyle yapıyoruz anne?” sorusuna ben cevap vermek istedim. Bu kadınların çocukluklarında ne yaşadığı, nasıl terbiye vereceğini bilemeyiz. Ben de güvenmedim açıkçası.

Hani internette gezen bir video var ya, yardımcı ablalar çocukları annelerden daha çok tanıyor. İşte bunu yapmayalım bence. Çocuğumuzla sık sık sohbet edelim. Onu tanıyalım. Ona değer verelim.

Felsefe 8: Karı koca aynı fikirde olmak

Karı koca her konuda aynı fikirde miyiz? Aslında hayır. Ama çocuklarımız bunu bilmez. Biz olayları kendi aramızda çözüp, bir uzlaşmaya varıp, sonra onlara sadece kararı yansıtırız. Özellikle çocuklarımızla ilgili konularda birbirimizle sürekli iletişim halindeyiz.

Felsefe 9: Çocukların arkadaşlarını tanımak

“Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” Ne kadar da doğru.

Çocukların arkadaşları onların ihtiyaçları ve karakterleri hakkında en doğru bilgiyi verir. Arkadaşların ailelerini de tanımak işin bonusu bence. Aile yapısına göre o çocuğun sizin çocuğunuza uygun olup olmadığını, aileyle değerlerinizin örtüşüp, örtüşmediğini hemen anlayabilirsiniz. Ben şanslıyım ki çocuklarımın hep kendilerine uygun arkadaşları oldu. Aile yapımızın farklı olduğu arkadaşlıklar da çok uzun süreli olmadı zaten.

Felsefe 10: Çocukların yaratıcı olmalarına, hayal kurmalarına zemin hazırlamak

Anaokulu çağlarında evimiz, özellikle mutfağımız çeşit çeşit malzemelerle doluydu. Suluboyalar, kuruboyalar, pasteller, hamurlar, küçük tencere tavalar, makaslar, kartonlar, aklınıza gelebilecek her türlü aktivite malzemesi. Hiç bir zaman ortalık kirlenecek diye düşünmedim. Hem evde hem de bahçede kirlendik, lavaboda oyuncaklarımızı yıkadık, salonun ortasında leğende havuz yaptık, tavana salıncak astık. Bahçeden salyangoz, solucan topladık, kumlarla oynadık, üstümüz başımız boya oldu. Kirlenmek güzeldir dedik.

Bunlar benim Annelik Felsefem.

Yapamadıklarıma gelince;

-Uyku düzenini hiç oturtamadım. Hep daha geç yatmak derdinde oldu çocuklarım.

-Küçük kızımın arkadaş ve program merakını azaltamadım. Bir arkadaş programından diğerine uçan bir kelebek misali doymuyor. Yaşı icabı diye ümit ediyorum. Ergenlikten sonra geçer umarım.

-Sağlıklı beslenme konusunda onlar için hep doğruları yapmaya çalıştım ama kendim o kadar da uygulamadım. Örnek olamadım. Şu son 10 kiloyu veremedim.

Diğer yapamadıklarımı dert etmiyorum.

Annelik engebeli bir yol. Herkesin yolu da farklı.

Geçenlerde televizyonda da dediği gibi dünyada 3 çeşit insan var: Erkekler, Kadınlar ve Anneler.

Sevgiler,

Bahar Anahmias, the mom

Bir Kahve Molası

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

%d blogcu bunu beğendi: