Ekrandan uzaklaşması gereken kimler? Büyükler mi, Çocuklar mı?

Bir süredir Amerikan Pediyatri Derneği’nin araştırmalarının içeriğini yayınlıyorum.

‘2 yaşın altındaki çocuklara ekran yasak.
3-18 yaşa ise günde en fazla 2 saat ekran zamanı’ diyorlar.

Özellikle çocuklarda beyin gelişiminin ekranla iletişimden negatif etkilendiğini söylüyor otoriteler.
Uygulayıp uygulamamak, uygulatıp, uygulatamamak size kalmış.

10 ve 15 yaşında iki kızım var. Tam anlamıyla uygulayabiliyor muyum bu saatleri?

Ne yazık ki kocaman bir HAYIIIR. Küçük kızım eline ipadini alınca o oyundan, o uygulamaya, emailinden sosyal medya hesaplarına, ödevlerine, Itunes’a ve daha benim bilmediğim, takip edemediğim bir sürü şeye giriyor. Zamanın nasıl geçtiğini ne o anlıyor, ne de ben.

Öte yandan düşünüyorum. Kızıma izin vermiyorum ama…

Ben ne kadar elimde tutuyorum telefonu? Ailemle beraberken telefonum nerede? Sehpanın üzerinde mi? Hemen elimi uzatabileceğim bir yerde mi? Her whatsapp sinyalinde acaba ne geldi diye düşünüyor muyum? Yoksa tüm benliğimle ailemin yanında mıyım?

Hayatta bana en çok ihtiyaç duyanlar kim? Ailem.

Ben ailemle beraberken telefonu en çok ne için elime alıyorum? Başkalarından gelen haberler için.

– Arkadaşlarım sosyal medyada ne post etmiş?
– Emailime ne gelmiş?
– Whatsapp’da ne konuşulmuş?
– Resmime kim, ne yorum yapmış?
– vs. vs.

Önem derecesi ne tüm bunların?

Bunlar acil mi? Bazen. Çoğu zaman değil. İş kadını – iş adamıysanız, acil bir mesaj, email alacaksanız tamam.
Ama çocuğunuzun futbol antrenmanında sahaya bakmak yerine sürekli elinizdeki ile meşgul oluyorsanız, ailece yemek yerken, sipariş ettikten sonra herkes eline telefonunu alırsa, o anda orada olmanızın bir anlamı kalır mı, sorgulamak lazım.

 

Amerikalı psikolog Catherine Steiner-Adair, anne-babaların çocuklarının sağlığı ve gelişimi için telefon ve ipadle zamanlarını bu kadar kısıtlamaya çalışıyorken,  kendilerinin ellerinde sürekli telefonla uğraşmalarının çok ironik olduğunu söylüyor. Araştırmasında görüştüğü 7-18 yaş arası çocukların hepsi bu konuda şikayetçi olmuş. Anne-babaları ellerinde sürekli telefonla uğraştığı zaman kendilerini telefondan daha değersiz gördüklerini söylemişler. Bu duruma bazen çok kızıyor, bazen de çok üzülüyorlarmış. Beraber vakit geçirmek ya da onlarla iletişimde olmak varken, sürekli elinde telefon olan bir anne-babayı yanlarında istemediklerini de belirtmişler.

Araştırmalar çocukların ekran zamanının değil de ebeveynlerin ekran zamanının aile içi iletişimde daha önemli olduğunu kanıtlıyor.

Eşimize, çocuklarımıza, yakın arkadaşımıza bakarak, konuşmak yerine sürekli telefonumuza bakar olduk, benimle kim ilgileniyor, ya da bana kimin ihtiyacı var diye.

Farkına varmamız gereken, telefona bakmak için ihmal ettiğimiz o yakın insanların aslında bize en çok ihtiyaç duyanlar olduğu.

Ayrıca  bu aletlere sürekli bakarak kendi içimize, derinlerimize bakmaktan da vaz geçer olduk.

Düşünmeyi bile unutmuş olabiliriz.

Kabul edin, elimize bir elektronik oyuncak almadığımız zaman kendimizi eksik hissediyoruz.

İşin ilginç tarafı tüm bu ekranlar, sosyal medya kişisel. Bu da işi daha da çekici kılan tarafı.

Sosyal medyada kontakta olduğumuz kişiler arkadaşlarımız. Evet sayıca biraz fazla ama, olsun.

Ekrandan bize gösterilenler hep beğenilerimiz ve ilgilerimiz üzerine şekilleniyor.

Aslında TV seyrederek büyüyen bir nesiliz. Ama televizyon tek taraflı iletişimin olduğu bir ortam.

Sosyal medya öyle mi? Tamamen bizi hedefliyor. Google’da son aramanızdaki otel resimlerinin, intenette gezerken sürekli önünüze gelmesi tesadüf mü sizce? Bize özel olduğu için elimizdeki aletle o linkten, diğerine gezen bireyler olduk.

Öte yandan zayıf bir resmini paylaşan bir arkadaşımıza imreniyor, davet edilmediğimiz bir organizasyonun resmine üzülüyoruz.

Çocukları ile sürekli en mutlu, en aktivite dolu fotoğrafları çektiren annelerin çocukları acaba hiç ağlamıyor mu? Sadece benim çocuklarımda, ya da anne olarak bende mi sorun var diye düşündüğümüz olmuyor mu?

Biz de biliyoruz ki, herkes en güzel, en mutlu, en sosyal, en genç hallerini paylaşıyor burada. Yine de diğerlerinin mutlu, tatilde, seyahatte, vs. resimlerini gördükçe, ister istemez kendimizi onlarla kıyaslıyoruz. Sürekli bir eksiklik hissi doğuyor. Bunu ben demiyorum. Araştırmalar böyle söylüyor.


Bu yazıyı neden mi yazdım? Öncelikle problemi farkedelim diye.
‘Ama ben sadece emaillerime bakıyorum,’ ya da ‘Acil bir mesajj bekliyordum’ sözleriyle kendimizi kandırmayalım.

Evde telefonumuzu unutunca hemen dönüp alıyor muyuz, o zaman telefona bağımlısınız diye okumuştum bir yazıda. Bence daha da vahim bir durumdayız hepimiz. Telefonumuzdan 1 metreden uzak, elimize almadan durabiliyor muyuz?

Çevremize, çocuklarımıza kısıtlama koymadan önce, kendimize dönüp bakalım, biz ne kadar bağımlıyız bu aletlere?

Onlara bırak derken, bizim hep elimizde mi?

Beraberliklerimizde önceliğimiz telefondaki whatsapp mesajları, instagramdaki yorumlar, ya da aklımıza geleni hemen Google’da aramak mı?

Bir durup, düşünelim. Sonra da çözüm için harekete geçelim.

En azından eve girince elimizdeki aletleri kapının yanına, bizden uzağa bir yere bırakmaya ne dersiniz?

Sevgiyle,

Bahar Anahmias, the phone addict

Bir Kahve Molası

 

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

Ekrandan uzaklaşması gereken kimler? Büyükler mi, Çocuklar mı?” için bir yorum

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: