Kız Çocuklarını Nasıl Yetiştiriyoruz?

 

Reshma Saujani’nin konuşmasını dinledim geçenlerde. (TED konuşmalarını severim biliyorsunuz.)

Kızlara “neden cesur olmalarını ve hata yapmaktan korkmamalarını öğretmediğimizi” soruyordu.

Kızlara hep

güzel gülümsemeyi,

pekiyi almayı,

dikkatli olmayı,

terbiyeli olmayı,

çalışkan olmayı,

kuralların dışına çıkmamayı öğütlüyoruz.

Güvenli alanlarından çıkmasınlar.

Yetenekli oldukları, başarı kazanacakları alanlarda çalışsınlar. Risk almasınlar.

Erkek çocukları ise tam tersine risk almaları ve cesur olmaları için teşvik ediliyor.

Parkta oynarken bile en yükseklere erkek çocukları tırmanıyor. Sert ve kavgacı olmaları hiç problem olmuyor.

İlerleyen yıllarda da kızlara çıkma teklif ederken ya da zam isterken “Hayır” cevabıyla karşılaşma olasılığına karşın harekete geçiyorlar. Başarısızlıktan korkmuyorlar. Hayır cevabından da korkmuyorlar. Risk alıyorlar. Kusursuz olmaya çalışmıyorlar.

Fiziksel olarak bile kadınlarda kusursuzluk üzerine daha çok baskı olduğunun farkında değil misiniz?

Zayıf olmak, ideal vücut ölçüleri kadınların derdi.

Erkekler ise kendilerinden memnun. Önden giden göbeklerini kesinlikle umursamıyorlar. Kendi aralarında kilo ya da beden konusu hiç geçmiyor.

Erkekler bir tek cinsellik konusunda rekabete girebiliyorlar. Aslında bu da çocukluktan gelmiyor mu? Özellikle geleneksel Türk babaları ve anneleri küçüklükten itibaren erkek çocuklarının cinselliklerini açık açık konuşurken, kızlara bu tür bir yaklaşımda bulunmuyorlar. “Yiğidin malı meydandadır.” sözü, ilerleyen yıllarda “Oğlum milli oldu.” ile devam ediyor.

Kızları yetiştirirken ise herşey mükemmel olsun istiyoruz.

Hem güzel, hem akıllı, hem çalışkan, hem terbiyeli, hem, hem, hem… Herşeyi istiyoruz.

Bir bakıma düşmelerine ve kalkmalarına izin vermiyoruz.

Hata yapmaktan korkan bir nesil yetiştiriyoruz.

Ben de böyle büyütülmüş bir kız çocuğuyum.

Mükemmel öğrenci, mükemmel kariyer, mükemmel eş, mükemmel anne, mükemmel kadın, mükemmel, mükemmel, mükemmel…. Böyle gidiyor.

35 yaşımdan sonra bundan vazgeçtim.

Bir Kahve Molası’nı kurarak risk aldım.

Yazılarımla karşınıza çıkarak risk aldım.

Liseden beri yazı yazmamıştım.

Evet sunumlar, emailler, raporlar yazıyordum. Ama makaleler değil. Blog yazıları hiç değil.

İnternette bilmediklerimi öğrenmek için neredeyse yarı yaşımdaki gençlerle master yaptım.

Ardından bilmediklerimi öğrenmek için saatlerce youtube videoları seyrettim.

Gençlerle seminerlere, workshoplara katıldım ve hala katılıyorum.

Kesinlikle utanmıyorum. Ya da bununla övünmüyorum. Öğrenmenin yaşı yok.

Kendimizi her zaman geliştirebiliriz. Hiç bir zaman geç değil.

3 sene önce öğrendim “Growth Mindset” i.

Carol Dweck adında çok saygın bir profesör 1980’lerde bundan bahsetmeye başlamış halbuki.

Akıllı, başarılı, çalışkan diye etiketlenen çocuklar başarısız damgası yememek, başarısız olmamak için yeni şeyler denemekten vazgeçiyormuş. Mükemmel yetiştirilmeye çalışılan kız çocukları da daha az deniyormuş.

Carol Dweck Growth Mindset – Gelişebilen Zihin Yapısı ile başarısızlıklardan öğrendiğimizi, başarısızlıkları öğrenmede bir fırsat olarak görmemiz gerektiğini söylüyor.

Kitapta çok da ünlü bir hikayesi var:

Çocuklardan oluşan 2 grup var. Her gruba bulmacalar veriliyor.

1.grup bulmacayı çözdüğünde “Ne kadar akıllısın, aferin.” deniyor.

2.gruba ise bulmacayı çözdüğünde “Çalıştın, uğraştın, çözdün, aferin.” deniyor.

Bir hafta sonra 2 grup tekrar deneye alınıyor.

Bu sefer gruplara geçen haftaya göre daha zor bulmacalar verileceği söyleniyor.

Bilin bakalım hangi grup çözmeye daha istekli?

Akıllı, zeki olarak etiketlenen 1.grup başarısız olmaktan korktuğu için çekiniyor.

2.grup ise yeni birşey öğreneceği için çok istekli.

Kitaptan bir başka hikaye ise gerçekten etkileyici:

Amerika’da matematik bölümünde okuyan bir delikanlı derse geç kalıyor.

Tahtaya yazılmış matematik sorularını aceleyle defterine geçiriyor.

Bu soruları ödev zannediyor. Üzerlerinde bayağı çalışıyor. 1-2 hafta sonra soruları çözebiliyor.

Çözdüğü soruların cevapları ile profesörünü ziyarete gidiyor. Bir de özür diliyor. “Kusura bakmayın, geciktim. Bu sorular tahminimden zordu.” diyor. Çözümleri bırakıyor.

Profesör heyecanlanıyor. Çünkü delikanlının ödev zannettiği bu sorular aslında senelerdir çözülememiş matematik soruları, ödev değil. Derse geç giren öğrenci bilmediği, çözülemediği hakkında bir bilgisi / önyargısı olmadığı için çözmüş.

Bu hikaye gerçektir. Söz konusu öğrenci ise George Dantzig‘dir. George Dantzig “Yapamayacağı” hakkında kendini kısıtlamadığı için bu hikaye anlatılıyor.

Çocuklarımıza ve kendimize başarısızlıktan korkmamayı, cesur olmayı, denemeyi, düşüp, kalkmayı öğretebildiğimizde ilerleriz.

Bunu fark eden Disney de arka arkaya böyle filmler yapmıyor mu zaten?

Brave, Frozen hep kendi başına ayakta kalan prenseslerle dolu.

Prensesler artık prenslerini beklemiyor. Harekete geçiyorlar.

Ben ne mi istiyorum? İki kızım var. Mükemmel olmalarını değil, mutlu olmalarını istiyorum.

İyi insan olmalarını istiyorum.

Hayat başarısı denen bir şey var. İşte ben onu istiyorum kızlarım için.

Bize gelince:

Cesur olalım.

Deneyelim.

Gerekirse bir daha deneyelim.

Başarısız olsak da yılmayalım.

Vaz geçmeyelim.

Kusursuz olmaya çalışmayalım.

Mükemmel olmak zorunda değiliz.

Her şeyi yapmaya çalışmayalım.

Güvenli hissettiğimiz alanımızdan çıkalım.

Risk alalım.

 

Sevgiyle,

Bahar Anahmias, the brave

Bir Kahve Molası

 

Belki seyredersiniz diye Reshma Saujani’nın TED konuşmasını da aşağıya koyuyorum. Sadece 12 dakikacık. Seyredin. Size de ilham vereceğine eminim.


Bu da Carol Dweck ile ilgili bir diğer yazım:

Çocuklarımızı Öğrenmenin ve Kendilerini Geliştirmenin Gücüne İnanmalıyız.

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

%d blogcu bunu beğendi: