Oyun neden önemlidir? Einstein çocukken oyun oynamış mıydı?

Oyun oynamayı severim. Çocuklarımla küçüklüklerinden beri oyun oynamışımdır.

Açıkçası bebeklerle evcilik hiç oynamadım. Oyuncak bebekler değil ama hayvanlarla kocaman bir dünya kurmuşluğum vardır. Kızlarımın ikisi de küçük hayvan oyuncaklarına çok düşkün oldular. Evimizde ciddi anlamda bir koleksiyon var. Büyük kızım daha 2 yaşındayken elindeki karton kitapta kendinde olmayan hayvanları işaretleyerek yurtdışına giden babasına ısmarlamıştı. Ismarladığı hayvanlar da ornitorenk, senegal galagosu gibi bizim onunla beraber lugatımıza kattığımız hayvanlardı.

Legoda severim. Sıfırdan yeni birşey yaratma ve oyuna katma düşüncesi beni heyecanlandırır.

Oğlum olsa eminim arabalarla da oynardım.

Doğduklarından beri çocuklarımla halının üstünde, mutfakta, yatak odalarında, bahçede, arabada her yerde oynamışımdır. Bazen öğretici olsun diye çabaladığım oluyordu. İtiraf ediyorum. Bazen de sadece o anın güzelliğini kızlarımla paylaşıyordum.

Ama çevremde çocuklarıyla oynamayan çok aile görüyorum.

Ya da çocuklarıyla geçirecekleri kaliteli zamanı ona birşeyler öğretmekle geçirenleri.

5-6 senedir bir modadır gidiyor. 2 yaşındaki çocuklar flash card denilen kartona yazılı cümleleri okumaları için cesaretlendiriliyor. Bunlarla ilgili çeşitli youtube videoları geziyor. Tüm anneler çocuklarını küçük birer Einstein olarak yetiştirmek istiyor.

Şimdiki nesil bir anne olsaydım, etkilenir miydim? Belki de. Aman benim çocuğum geri mi kalıyor diye endişelenir miydim? Olabilir.

Ama….

Aktif oyun oynamanın, (çocuklarla karşılıklı canlandırma, birşey yaratma ya da sportif aktivite yapmaktan bahsediyorum. Playstation ya da bilgisayar oyunu değil) çocuk gelişimine ciddi bir katkısı varmış. Einstein’ın da kendi zamanında flash kartlarla okuma yazma öğrendiğini, veya 2 yaşına gelmeden 100’e kadar saydığını zannetmiyorum.

Peki, aileler neden çocuklarıyla oyun oynamaz?

Danimarkalı araştırmacılar Lier ve Gammeltoft, bir yaşındaki çocuklarla annelerinin ilişkilerini uzun süre gözlemliyor. Bu gözlemler sonucunda keşfediyorlar ki psikolojik sorunları olan anneler, diğer annelere göre çocuklarıyla çok daha az göz teması kuruyor. Çocuklarının gözlerinin içine bakamıyor. Bu durumda çocukla anne arasında sağlıklı bir bağlanma gerçekleşemiyor. Çocuk kendini güvende hissetmiyor ve ağlaması gittikçe artıyor.

oyun-birkahvemolasi-4Dr. Özgür Bolat diyor ki: “Bunun temelinde “değersizlik duygusu” yatıyor. Bir birey, ailesinden koşulsuz sevgi görmediyse, kendisini değersiz hisseder. Değersiz hisseden bir kişiye de değer verirseniz, o kişide çatışma ve dolayısıyla kaygı yaratırsınız.

Çocuk doğduğunda annesine gerçek, koşulsuz bir sevgi veriyor. Göz teması kuruyor. Ama annede değersizlik duygusu varsa buna karşılık veremiyor. Çünkü sevgiyi hak etmediğini düşünen bir insan, sevgiyi alamaz ve kabul edemez.

Peki ya babada değersizlik duygusu varsa? Babada değersizlik duygusu varsa evdeki sevgi ve neşe ortamı onu geriyor. Kendini kötü hissediyor. Ya eve gelmiyor ya da yasaklarla, “Sus, git içeride oyna” gibi sözlerle çocuğun yanında oynamasına izin vermiyor. Çocuğun oyun oynamasına izin verir ama yanında oynamasını istemez. Çocuk yanında oynasa bile oyununa eşlik etmez.”

Peki, oyun neden önemlidir?

1964’de araştırmacı Marion Diamond farelerin beyin gelişimiyle ilgili ilginç bir araştırma yayınladı. Nörobilimciler bir kısım fareyi sıkıcı, tekdüze bir ortamda, diğer bir kısmı ise eğlenceli, oyuncak dolu bir ortamda bulundurmuşlar. Bir süre sonra farelerin beyinlerini incelediklerinde oyun oynama imkanı olan farelerin beyin zarının daha kalın olduğu, beyinlerinin de daha büyük olduğu gözlemlenmiş. (Diamond 1964)

Daha sonra yapılan bir araştırmada ise daha da zeki oldukları bulunmuş. Labirentlerde daha kolay yol bulma becerileri saptanmış. (Greenough ve Black 1992)

Çocuklar üzerine yapılan başka bir araştırmada ise ders aralarında oynayan çocukların akademik ortamda daha ilgili oldukları görülmüş. (Pellegrini ve Holmes 2006).

Test ve sınavlarda ekstra bir başarı gösteren Çin ve Japon çocukların ise ders aralarında sık sık oyun oynadıkları için başarılı ve derse odaklı oldukları söyleniyor. (Stevenson ve Lee 1990).

Psikolog Edward Fisher ise oyun oynamakla ilgili 46 çalışmayı analiz etmiş (Fisher 1999). Canlandırma ve hikaye anlatma üzerine kurgulanan oyunların dil gelişimi ve bireyin yetişkinliğindeki sosyal açıdan güçlülüğü üzerine ciddi anlamda etkisi olduğunu söylemiş.
Tüm dünya çocuklarının oyun oynarken kopyaladıkları hareketler yetişkinliklerinde kullanmak zorunda oldukları hareketlerdir. (Lancy 2008).

Çocuklar oyun sırasında arkadaşlarından ya da büyüklerinden yönlendirme, bilgi alırlarsa bunu olduğu gibi kabul eder ve özümserler. Amerika’da anaokulu öğrencilerinde yapılan bir araştırmada ise 3 yaşındaki çocukların oyun ve gerçek dünyayı ayrıştırdığı, oyundaki canlandırmaları gerçek dünyayı anlamakta kullandıkları görülmüş. (Sutherland ve Friedman 2012, 2013)

Wolfgang, Stannard ve Jones tarafından yürütülen uzun soluklu bir araştırmada ise 4 yaşından başlayarak çocukların oyunları gözlemlenmiş. Özellikle de küçük yaşta bloklar ve legolarla oynayan çocukların lise ve üniversitedeki başarıları arasındaki ilişki incelenmiş. Blok ve legolarla daha kompleks yapılar yaratan çocukların ileride de özellikle matematik dersinde çok başarılı oldukları görülmüş. (Wolfgang, Stannard ve Jones, 2001).

Peki neden oynamalıyız?

1. Oyun çocuğu en fazla geliştiren aktivitedir. Beyin büyüyormuş, beyin zarı kalınlaşıyormuş, daha akıllı oluyorlarmış, daha ne olsun?

2. Oyun oynarken çocuğun iç dünyasıyla ilgili pek çok ipucuna kavuşursunuz. Neyi, nasıl düşündüğünü öğrenirsiniz. Bazen yanlış düşüncelerine ve yargılarına anında müdahale etme şansınız da olur. Onu yönlendirebildiğiniz, onu tanıyabildiğiniz yegane yöntemdir.

oyun-birkahvemolasi-23. Oyun, çocuğunuzla beraber vakit geçirmenin en eğlenceli yoludur. Bu eğlencenin ne olacağına da siz karar verebilirsiniz, kuklacılık mı oynamak istiyorsunuz, oynayın, legoları mı seviyorsunuz, hodri meydan. Yok ben sadece sportif aktivite seviyorum diyorsanız, ona da tamam. Ama onu yarış haline sokmayın diyor uzmanlar. Sen kaç gol attın, ben kaç gol attım dediğiniz zaman oyun değil de yarışma oluyormuş.

4. Oyun çocuğunuzun sosyalleşmesine yardımcı olur.

5. Oyun çocuğunuza büyüdüğünde nasıl davranacağına dair ipuçları sunar. Sosyal yaşam, gerçek hayatla ilgili onu bilgilendirir. Oyundaki davranışları hayatına adapte eder. Ona öğretmek istediğiniz bazı temel becerileri oynayarak gösterebilirsiniz.

6. Çocukluklarını oyunla geçiren çocuklar büyüdüklerinde de aktif bir yaşama ait bireyler olurlar. American Journal of Preventative Medicine 2005 yılında yayınladığı bir makalesinde 21 senedir takip ettiği 8-12 yaş çocuklar üzerinde yaptığı bir araştırmayı yayınlamış. Bu araştırmaya göre çocukluklarını oyunla aktif olarak geçiren bireyler büyüdüklerinde de aktif, sosyal bir yaşam sürüyorlarmış.

7. Oyun çocuğunuzun ilerideki akademik yaşamını olumlu etkiler. Journal of School Health tarafından 2009’da yapılan bir diğer çalışma ise oyuna zaman ayıran çocukların akademik yaşamda da başarılı olduklarının gözlendiğini söylüyor. İp atlamak sayısal becerisini, oyunda hikayeler uydurmak ve anlatmak sözel becerisini ciddi anlamda geliştiriyor.

O zaman daha ne duruyorsunuz? Bugün çocuğunuz okuldan geldiğinde, ya da öğlen uykusundan uyandığında ona “Ne oynayalım?” diye sorun. Bakın nasıl bir tepki gösterecek.

Bu makalemden yararlanacağını düşündüğünüz yakınlarınız varsa, onlarla paylaşmaktan da çekinmeyin derim.

Bahar Anahmias, the playing mom

Bir Kahve Molası

 

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

%d blogcu bunu beğendi: