Mucize

Mucizelere inanır mısınız?

Ben inanırım.

Çok sevgili Luiza Uçki’nin bizlerle paylaştığı bu güzel hikayeyi okuyunca onun da izniyle sizinle paylaşmak istedim: “FANUS’UN SIRRI”

İşte o hikaye:

Davit çok başarılı, maddi olarak oldukça güçlü biridir. En büyük tutkusu ise senelerdir biriktirdiği saat koleksiyonudur.

Bir gün yabancı bir dergide ‘algıda seçicilik‘ misali bir saat görür ve aklı başından gider. Araştırır. Oranın telefonunu bulur.

Satıcı: “Bu çok değerli bir parçadır ve fiyatı da elli bin dolardır ama her kuruşuna değer.” diyerek ürünün özelliklerini sayar da sayar.

Davit çok etkilenir. Hemen siparişi verir.

Satıcı: “Bir hafta içinde bu çok değerli ürün ülkenizdeki bayimize teslim edilecek, sizi arayacaklar.” diye açıklar.

Davit oldukça heyecanlıdır. Yerinde duramıyordur. Küçükten beri saatlere inanılmaz bir tutkusu vardır. Nihayet bir hafta geçer. Beklediği telefon gelir. Saati gelmiştir. İş yoğunluğu vardır. Ertesi gün alacağını bildirir. Heyecanı had safhadadır.

Ardından bir telefon daha alır. Bu da küçük bir çocukken onu eğiten öğretmenindendir.

Öğretmen: “Davit zor durumda kalmasaydım seni aramazdım. Dün büyük bir yangın çıktı ve beş çocuklu bir ailenin evi tamamen yandı. Sokakta kaldılar. Evin sıfırdan yapılması için 100 bin Dolar’a ihtiyaç var. Tabii ki senden böyle birşey istemiyorum. Tanıdığım varlıklı ve senin gibi vicdan sahibi, iyiliksever ve bunu şov için yapmayan kişileri arıyorum. Herkes ne kadar verebilirse toparlayıp bu insanlara yardım bulmaya çalışıyorum. Ne verebilirsen. ” diye belirtir.

Davit telefonu kapatır ve düşünmeye başlar: Bir saate 50 bin Dolar verebilecek güçteyim; ama bu kuvvetin hiçbiri benim değil. Hepsi O’nun. Şimdi ben o saati taksam ne olur takmasam ne olur. Zaten bir sürü saatim mevcut. Beş yavrunun sokaklarda kalmasından daha mı değerli? Schindler’s List filmindeki adamı anımsıyorum. Savaş sonrası nasıl da cinnet geçirmişti. Neden yüzüğümü, saatimi satıp daha çok insanın hayatını kurtarmadım ki Nazilerin zulmünden? diyerek feryat etmemiş miydi?” diye düşünerek kararını net bir şekilde verir. Aynı zamanda iş ortağı olan kardeşini arar. Durumu ona da anlatır.

Kardeşi: “Sen ne kadar veriyorsan aynısını benim için de yolla” deyince Davit’in içini bir huzur kaplar ve öğretmenini arayarak hemen tüm parayı kardeşiyle beraber yollayacaklarını belirtir. Verdikçe asıl ALAN olduğunun bilinciyle hiç bir üzüntü duymadan bayiyi arayıp saati almaktan vazgeçtiğini açıklar.

fanusun sırrı bir kahve molasiAradan dört sene geçer. Ülkesinde büyük bir yangın kundaklama olayı gerçekleşir. Birçok yerde aynı anda yangınlar çıkar. Davit iş gezisindeyken bu yangından onun muhteşem villası da nasibini alacaktır. Tüm sokak boşaltılır. Davit’in eşi ve çocukları da evden uzaklaştırılır. Ertesi gün yangın söndürülür ve inanılması güç bir görüntü ortaya çıkar. Yangın o sokaktaki tüm evleri küle çevirmiş, ama tam Davit’in villasında durmuştur. Ne bahçesindeki ağaçlar ne de çimenler, çitler damla hasar görmemişlerdir. Sanki evin üstünde koruyucu bir FANUS evi her türlü kötülükten korumuştur. Bu tamamen bir MUCİZEdir. Tüm gazeteler bu olaydan bahsederler. Davit iş dönüşü gazetelerdedir.

Röportajında şunu söyler: “Şimdi siz bana bu koruma kalkanı özelliğindeki FANUSUN SIRRINI soruyorsunuz. Açıklayayım: Küçük bir çocukken çok yoksuldum. Okumak için part time bir iş bulmam gerekiyordu. Günlerce iş aradım. Sonra bir teklif geldi. Okulun yakınında bir lokal çok müşterisi olduğunda beni çağıracaktı. İlk telefon hemen geldi. Çalıştım ve o gün benim için çok değerli meblağda bir para kazandım. Ertesi akşam tekrar çağrıldım ve üçüncü gece de oradaydım. Sevinçten uçuyordum. Ancak ardından telefonlar kesildi. Birkaç hafta sonra yine sıkıntıdaydım.

Bir bankta oturup kara kara düşünürken önümden bir dilenci geçti. Sanki ben çok zengindim de yardım edecektim; diye düşündüm.

Dilenci: “Çok açım sadece 5 Dolar” dedi. Cebimde son kalan 10 Dolar vardı. Aç halini görünce  bir an bile düşünmeden 5 Dolar’ı  ona verdim. Beş dakikayı geçmeden lokalden telefon geldi. O gece özel bir geceydi ve tam 50 Dolar, kısacası verdiğimin tam 10 katı kadar para kazandım. Bu bir tesadüf değildi. Farkındalık dedikleri bu olsa gerekti.

İşte o an hayat felsefemi oluşturacak öğretiyi yaşamıma alıverdim.

Ne kazandıysam bir kısmını bağışladım.

Verdikçe kazancım katlandı ve bugünlere geldim. Verin ama bunun gücü EGOnuzdan gelmesin. İhtiyacı olanları kollayın. İnsanlar sizi konuşsun diye yapmayın! Mucizeler işte aynen burada yaşandığı misalde her an hayatımıza girebilir sadece ve sadece inanmaktan ve sizi kötülüklerden koruyacak sihirli iksir olan sadaka vermekten, usulünce yardımlaşmaktan vazgeçmediğimiz sürece” diye belirtir.

Evet sevgili okuyucularım, insan hayatı bir anda hem pozitife hem de negatife dönüşebilmektedir. Hepimizin her an yaşadığı bir çok olayda gözlemlediğimiz gibi hayat bizi bir anda dar engebeli yollara götürebiliyor. Olumsuzluklardan nasıl korunacağız? Ne yapmalıyız? derseniz elimizden gelebilecek birkaç basit sihirli merhem var kanımca ve deneyimlerimce:

Büyüklük yapmayarak gücümüzü daima iyiye kullanabilirsek, kimseyi küçük düşürmez paranın asıl sahibi olmadığı bilincine sahip olabilirsek, birbirimizi desteklersek ve her türlü kötülükten aynen buradaki FANUS misali korunuruz.

Mucizeler göz açıp kapayıncaya kadar bizi bir noktadan çok yükseklere çıkarabilir.

Herkese MUCİZELER dolu muhteşem keyifli birbirinden harika günler dilerim.

Luiza UÇKİ

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

%d blogcu bunu beğendi: