Birlikte en çok vakit geçirdiğin 5 kişinin ortalamasısın! Öyleyse senin ortalaman kaç?

15 yaşında oğlunuz gündüz vakti eve sarhoş gelse tepkiniz ne olur? Öfkelenerek bu durumun kabul edilemezliğinden girip, saygıdan çıkıp hemen onu nasıl cezalandıracağınızı mı söylersiniz yoksa sükunetle onu yanınıza alıp neler olduğunu anlamaya mı çalışırsınız?

Tabii ki yapılması gereken sükunetle yaklaşmak ancak gerçekten o an geldiğinde teoriler pratiğe dönebiliyor mu? Yapılması gerekeni bilip de uygulayabiliyor muyuz? Yoksa öfke ve hayal kırıklıklarına yenik mi düşüyoruz?

İşte tam böyle senaryoyu seyrettim  yeni izlemeye başladığım bir dizide.  Anne, öfkesine yenik düşerek oğluna uzunca ceza listesini bildirirken ben seyirci olarak o çocuğun neden sarhoş olduğunu, nasıl bir akran baskısı ve zorbalığa maruz kaldığını bildiğim için o ergenin hissettiği öfke, hayal kırıklığı ve anlaşılamama duygusunu hissettim. Nasıl zedelenir  annesiyle oğlu arasındaki bağ, nasıl sarsılır o ilişki çok net gözler önüne seriliyor.

Bahsettiğim dizi “Thirteen Reasons Why”. Aslında 2007de aynı isimle Jay Ashley’nin yazdığı romanın Netflix adaptasyonu.

Merak edenler için her şey Hannah Baker adlı liseli bir genç kızın intihar etmesiyle başlıyor. Hannah’nın arkadaşı Clay sonradan Hannah tarafından  postalandığını öğrendiği 7 adet kaset teslim alır. Kasetlerin her yüzü Hannah’ yı intihara sürükleyen bir sebebi anlatmaktadır. İşin ilginci bu kasetler sadece intihara sebebiyet verenlere postalanmıştır ve dolayısıyla Clay de sorumludur bir noktada. Devamını anlatmayacağım, seyretmek isteyenlerin keyfini kaçırmayacağım.

Dizide liseli ergenlerin hayatlarından kesitler var ve bir çok ergen sorununa değiniliyor aslında. Hafife alınmaması gereken bir çok soruna.

En basitinden arkadaşlık mesela…

Arkadaşlık ergenlerin hayatlarında çok önemli bir kavram.

Çocukluk döneminde ailenin sunduğu ortamlarda arkadaşlık kurarken mahallede, apartmanda, sitede yaşıtlarıyla sadece  oyun oynama amacıyla bir araya gelirken ergenlikle birlikte anne babanın çizdiği sınırların dışında kendi istekleri, zevkleri doğrultusunda arkadaşlık kurmaya başlıyorlar. Arkadaş seçimi ilk özgün ve özgür adımlarından biri olarak  sayılabilir bir bakıma ergenlerin. Önceleri anne babalarından karşıladıkları duygusal ihtiyaçları (anlayış, destek, rehberlik, vs)  ergenlikle birlikte arkadaşlarından karşılamaya yöneliyorlar. Ebeveynler için endişe verici olsa da bu geçiş aslında sağlıklı bir büyüme göstergesi.

Arkadaşlıklar her zaman olumlu , destek veren, eğlendiren, birini değil birlikteliği öne çıkaran, ileriye taşıyan ilişkiler olmayabiliyor. Bazen stres yaratan toksik arkadaşlıklar ile mücadele etmek zorunda kalabiliyor ergenler. Bir ucunda arkadaşlık ve dolayısıyla sosyal statüleri var (ergenlerin arkadaşları hangi gruba ait olduklarını belirler;  popi mi, inek mi, ezik mi…) diğer uçta kendi ruh sağlıkları.

Yetişkin olarak neyin doğru seçenek olduğu çok net ancak ergen dünyasında bu seçim öyle akılcı olmuyor çoğu zaman. Aidiyet duygusu ağır basıp kendilerinden vazgeçebiliyorlar.

Peki ne yapabiliriz?

Ebeveynler olarak yapabileceğimiz bir çok şey var ama ben en yapmamamız gerekeni söylemek istiyorum:

BU KİŞİ İLE ARKADAŞLIK ETMENİ YASAKLIYORUM!”

Bu söylem bilin ki geri tepecektir. Siz istiyorsunuz diye adım atmayacaktır atsa bile bu durumun ona faturasını bilmedikçe bu kararın arkasında durmayacaktır.

Örneğin arkadaşının onu başkalarından kıskanmasını “beni çok seviyor ve paylaşamıyor“ diye yorumlayacaktır; bu durumun onu nasıl hapsettiğini yok sayarak.

Ayrıca unutmayın onlar özgürlüklerini, bireyselliklerini ilan etmeye çalışırken anne babanın söylediklerini birebir yapmak onların  akranları arasındaki itibarlarına zarar verecektir.

 

Gerçek şu ki ergenlerin ihtiyacı olan bu ilişkinin ona zarar verdiğini fark etmesi, kabul etmesi ve kendi isteği ile ilişkiyi değiştirmesine bağlıdır.

Jim Rohn’un  ifadesinden yola çıkarak şu soruyu sorarak başlayabilir miyiz ergenlerimize:

BİRLİKTE EN ÇOK VAKİT GEÇİRDİĞİN 5 KİŞİNİN ORTALAMASISIN!”

SENİN ORTALAMAN KAÇ?

Aylin Geron

Bir Kahve Molası

%d blogcu bunu beğendi: