Dinlemek

dinlemek…

beklentisiz, ön yargısız sadece dinlemek

ne cevap vereceğini, ne yorum yapacağını düşünerek değil

sade dinleyici olabilmek

önce kendi iç sesine kulak verebilmek, onu dinlemek

anlamak için dinlemek

doğayı, hikayelerini duymak için

müziği, seni yolculuklara çıkarmasına izin vermek için dinlemek

kulakla duymak değil kalple dinlemek , kalpten dinlemek…

 

22 Ağustos’ta yazmışım bu yazıyı. o günden bugüne bakıyorum yoldayım hala. Kolay mı insanın zihnen bildiğini, kalbine öğretip de ruhuyla hazmetmesi.

Kalple zihni birbirine bağlayan, can’ı bir yapıp o anda kalabilmesi.

Duymak ve dinlemek; bu iki eylem çoğu zaman bencilliğin tembelliğinden duymakla sınırlı kalır. Duymak fiziksel, dinlemek ise ruhsaldır. Zihin kulaklar aracılığıyla algıladığı sesleri, kalbin desteğiyle ruh ile buluşturur işte dinlemek budur. Tıpkı bakmak ve görmek arasındaki fark gibi… Sanki seslerin ötesindeki melodinin kalbe ulaşması gibi.

Hiç kendinizi gözlemlediniz mi nasıl bir dinleyicisiniz ? Mesela arkadaşınız size birşeyler anlatırken zihniniz ona vereceği yanıtı mı düşünüyor, içinizden nasihat veren siz mi çıkıyor, gözünüz cep telefonunuzun ekranına mı kayıyor belki de kalbiniz size sevdiğinizin söylediği o güzel cümlede… Belki bunları yaptığınızın hiç farkında değilsiniz, belki dinlemekten anladığınız bu.

Peki kendinizle sohbetiniz nasıl?

Kalbinizi duyabiliyor musunuz ya da ruhunuzu yoksa sohbetiniz zihnin yönlendirmeleriyle mi şekilleniyor?

Beni, bana bizden daha iyi anlatan kim olabilir? Biz diyorum çünkü ruh ve kalp can’la bu beden de birleşmiş.

Kalbimiz, ruhumuz konuşuyor bizimle ama biz o sesi duymuyoruz, duymayınca da dinlemiyoruz. Neden çünkü çok yoğunuz, çok yorgunuz dünün keşkelerine yarının endişelerine kapılıp gitmişiz. Zannediyoruz ki geçmişi değiştirebiliriz, geleceğimiz de kaderimiz.

Halbuki gerçek bu mu? Geçmişi değiştirmek ne kadar imkansızsa, geleceğimizi yaratabilmek o kadar mümkün.

dinlemek

İyi bir dinleyici olabilmek kendinizi dinleyebilmekten geçiyor ve bunun içinde meditasyon bizim anahtarımız. İtirazlarınızı hemen duyar gibiyim; ben sessiz kalamıyorum, düşüncelerimi durduramıyorum, sabit oturamıyorum, çok zor çok… Ah aslında o kadar basit ki. Sadece ne yapıyorsanız onu yapın .

Mesela dişlerinizi mi fırçalıyorsunuz, fırçanın dişlerinizdeki hareketini gözlemleyin, yemek mi yiyorsunuz ağzınıza attığınız her lokmayı farkedin, denize mi girdiniz yüzmeden önce suyun ısısını hissedin, hareketlerini seyredin. Bu örnekleri çoğaltmak elimizde.

Ne yapıyorsanız farkında olarak yapmanız sizi derin meditasyona hazırlar.

Yaptığınız şeyin dışındaki dünya dışınızda kalır ve herşey içe doğru hareket eder. sanki genişlemeye başlarsınız, zaman kavramınız esner ve an gelir zamansızlığı deneyimlersiniz.

Günlük hayatınıza bu pratiğe yerleştirmeye başladığınızda hayatın karmaşıklığı içindeki detayları, güzellikleri görmeye başlarsınız, kulaklarınız hiç duymadığı sesleri duyar. Yolda yürürken belki uzaktan gelen bir kuşun şarkısını duyarsınız ya da trafiğin ortasında bulutların güzelliğini farkedersiniz. Sessizliğin sesini duyabilmek, hikayesini dinlemek sizin yaşamla yeni bir iletişim kurmanızı sağlar. Ve birgün bir bakarsınız sessizce oturmuşsunuz, kalbinizle derin bir sohbette bulursunuz kendinizi.

Kendini dinlemeyi öğrendikçe kişi karşısındakinin, doğanın, hayvanların kısacası yaşamın iyi bir dinleyicisi olur.

Duymakla yetinmeyip, dinlemenin sırrına varsak birbirimizi daha mı çok severiz ve hayat daha mı kolay olur.

Ne dersiniz?

 

Ayşegül Özkaraman

 

 

%d blogcu bunu beğendi: