Sevmek

Sevmek,

bıkmadan, usanmadan şartsız, beklentisiz yaradılanı Yaradan’dan dolayı sevmek…

Hep sevgiden bahsediyoruz, hep onu arıyoruz.

Sevmek ve aynı oranda sevilmek istiyoruz.

Her yerde, her koşulda, her halimizle ama hep aynı yoğunlukta sevilmek bütün arzumuz.

Biz bunu isterken karşımızdakini beklediğimiz şekilde sevebiliyor muyuz?

Ebeveynlerimizi, kardeşlerimizi oldukları gibi, hiç değiştirmeye uğraşmadan kabul edip sevebiliyor muyuz?

Peki kendimizi ne kadar seviyoruz? Yaptığımız onca hatayla, aldığımız kararlarla, fiziğimizle, o hiç şekle girmeyen saçlarımızla, inmeyen göbeğimizle, ses tonumuzla, alışkanlıklarımızla ya da yargılarımızla gerçekten kendimizi seviyor muyuz?

Pek çok terapist, aydınlanmış kişi, öğretmen hep aynı soruyu sormuyor mu; Kendini seviyor musun? Ve hemen ekliyor, Sen kendini sevmezsen başkası seni, senin istediğin gibi nasıl sever?

Diyeceksiniz ki insan kendini sevmez mi, sever tabi… ama içten içe hep bir kızgınızdır, kabullenmediğimiz bir davranışımız ya da keşkelerimiz vardır. Kendimiz için en insafsız yargıç hep dibimizdedir. Başkalarına yeri geldiğinde gösterebildiğimiz hoşgörüyü kendimize göstermeyiz. Hep değişmesi gerektiğine inandıklarımızla uğraşıp dururuz. Ya da kendimizi o kadar kapatmışızdır ki, kendini beğenmişliğin illüzyonlarında yaşarız. Ve sonuçta kendimizi, sevmekten çok uzakta bir yerlerde buluruz.

Bence sevgi, olanı olduğu gibi kabul etmektir. Dönüşmesi gerekenleri görüp oldukları haliyle kucaklayabilmektir. Hırpalamadan, zorlamadan, yargılardan uzak durarak, sakin bir şekilde zamanın eşlikçiliğinde dönüşebilmektir. Bunun için de ilk yapmamız gereken şey sahip olduklarımız için, varolan için teşekkür edebilmektir.

Konya’ya yaptığımız seyahat sırasında Mevlana’ nın 22. Kuşak torunu Esin Çelebi bunun için çok güzel bir öneride bulundu; Teşekkür defteri… Yaradan’ın bize bahşettiği her şeyi not alabileceğimiz bir defter. Bize eşsiz birer mucize olduğumuzu hatırlatacak bir defter.

İlk önce fiziki bedenimiz, sonra duyularımız, algılarımız, çevremiz, doğa, ailemiz, hayatımızı kolaylaştıran tüm aletler, cep telefonlarımız, teknolojini sağladığı sonsuz olanaklar, yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, hareketlerimiz, nefesimiz ve  her gün güne tekrar uyanabilmek… bu liste uzar gider defterler dolusu teşekkür edeceklerimizi yazabiliriz. Ve böylece ne kadar özel ve mucizevi varlıklar olduğumuzu hatırlayabiliriz.

Hepimizin gölge yanları olsa da tam da olmamız gereken mükemmellikte bu dünyada olduğumuzu fark ederiz. Bu durumda sevgi doğallıkla ortaya çıkar baktığımız, dokunduğumuz, duyduğumuz her şey de güzelliği görmeye başlarız. Odak noktamız, bakış açımız değişir.

Olumsuza, beğenmediğimize, dönüştürülmesi gerekene odaklanmak yerine sahip olduklarımıza odaklanabiliriz. Kendimizi, hayatı ve karşımızdakini de olduğu gibi kabul edip doğallıkla sevebilmemiz daha kolay olur.

Yeni yılda kendimize bir defter hediye alalım ve her gün o deftere bir kelime bile olsa yazalım.

Belki zaman ilerledikçe, bu pratiği özümsedikçe kelimeler çoğalır. Kelimeler aracılığıyla sevgi tekrar kalbimizde uyanır. Kalplerde uyanan sevginin dönüştüremeyeceği hiçbir kötülük yoktur.

Ayşegül Özkaraman

Bir Kahve Molası

%d blogcu bunu beğendi: