Paylaştıkça Büyüyen Tek Şey Sevgi mi?

Charlie: Snoopy, bir gün hepimiz öleceğiz.

Snoopy: Haklısın ama o gün dışında kalan diğer günler yaşıyor olacağız.

 Charles M. Schulz’un çizdiği şu karikatüre bir bakın.

Snoopy olmak ya da Charlie Brown olmak.

İkisi de doğruyu söylüyor. Hangisi şu yaşadığın ana hizmet ediyor?

Aralık ayının başıydı galiba herkes gibi ben de sorumluluğu 2016’ya yükledim. Bir bitse de taze duygularla umutla başlasak 2017’ye dedim. Ki çok geçmeden 2017’ye girişimiz de unutulmaz oldu! Çok sık önünden geçtiğimiz, sayısız kez içinde bulunduğum mekanla ilgili haberler…

Sonrasını zaten hepimiz biliyoruz…

Çocukken Enid Blyton’ın sürükleyici, heyecanlı serilerini elimden bırakamazdım. Afacan Beşler, Gizli Yediler, Yaramaz Kızlar. Büyüdükçe bu kitaplardan aldığım haz yerini Sidney Sheldonlara, Dean R. Koontzlara, Dan Brownlara Jean-Christophe Grangélere bıraktı.

Artık bu tür kitaplar okumama gerek kalmadı. Gündemde sürekli aşırı dozda adrenalin mevcut.

Bu kadar olup bitenin karşısında sakin kalabilmek neredeyse imkansız. Televizyon, sosyal medya derken arkadaş sohbetleri bile daha da aşağıya çekiyor ruh halimi.

Sosyal medyada arkadaşlarım bile ikiye ayrılmış:

Bir tarafta her şeye olumlu tarafından bakmaya çalışan, ne olursa olsun gülümseyen, mutluluğun bir tercih olduğunu kendine hatırlatanlar diğer tarafta herşey berbat, bu durumda bardağın dolu tarafına bakmak kendini kandırmaktır, diyen karamsarlar…

Herkes bildiğini paylaşıyor. Paylaştıkça büyüyen tek şey sevgi değil maalesef. Korku da, endişe de stres de bulaşıyor, büyüyor.

Peki ne yapmalı? Bu şekilde yaşamak ne kadar mümkün? Nefes alıp vermek  değilse yaşamak nasıl tadını çıkarabiliriz hayatın bu olumsuzluklar içinde?

Kafam böylesine karışık.

Acaba beynimde zır zır öten olumsuz düşünceleri susturmak mümkün mü?

Öncelikle iyi haber; kolay olmasa da mümkün olduğunu söylüyor uzmanlar.

Olumsuz düşünceler otomatik olarak beliriyor zihnimizde. Düşüncenin ne olduğunu farkedemiyoruz bile. Düşünce değil bizde oluşturduğu duygu baskın çıkıyor. Bu duygular da gün içinde bizi yönetiyor.

Şu sıralar kaygı, korku, endişe benim için en popüler duygular. Başıma gelebilme ihtimalinden korktuğum bir çok senaryo kuruyorum kafamda ve korku, kaygı, endişe duygularını besliyorum.  Gerçek şu ki kendimi doğruluğuna inandırdığım otomatik düşüncelerin yarattığı olumsuz duyguların esiri ediyorum kolaylıkla.

Ne yapacağım o zaman?

New York Times’da Lesley Alderman’ın 3 Ocak 2017 tarihli yazısı bu sorularıma cevap olacak nitelikte:

Olumsuz düşüncelere daldığını farketmek ilk adım. Sonrasında da bu düşünceleri değiştirmeye çalışmamak gerekiyor.  Düşüncelerimizi kontrol edemiyoruz, değiştiremiyoruz; sadece var olduklarını kabul ederek kendimizi yargılamadan, eleştirmeden düşünceyi sorgulamaya çalışmak…

“Bu doğru mu?”  Çok basit ama bir o kadar da etkili bir soru.

Bu düşünce doğru mu?

Bunun doğru olduğunu kesinlikle bilebilir misin?

Olumsuz düşüncelerin yerini olumlu düşüncelere bırakması bazılarımıza Polyannacılık gibi gelebilir. Amacım bu değil.

Geçmişte yaşananlardan kaynaklanan pişmanlıklarla, gelecekte yaşanması olası olanlarla ile ilgili kaygılar arasında sıkışıp kalmak yerine anın tadını çıkarmak gerektiğine inanıyorum. Farket ve dönüştür.

Can Yücel’in dizelerinde dediği gibi

Ömür dediğin üç gündür,

Dün geldi geçti, yarın meçhuldür,

O halde ömür dediğin

Bir gündür, o da bugündür.

Aylin Geron

Bir Kahve Molası

 

 

 

 

 

 

 

 

%d blogcu bunu beğendi: