Bebeğimizin İlk 1000 günü

“Çocuklar yaşamımızın en önemli vazgeçilmezidir.

Geleceğimizdir.

Dünyayı onlardan emanet aldık.

Onlara yaşanır bir dünya olarak devretmemiz gerekirken bunu tam olarak yerine getiremedik.

Fakat onlar bizlere hoşgörülü olarak minnet duymaktadır. Bunu hak ediyor muyuz?

Tüm dünya çocukları özgür ortamlarda özgürce yaşamalı, eşit haklara ve güvencelere sahip olmalı, sorgulayıcı olmalıdır.

Onların aklına, düşüncelerine, sorularına, yaşlarına uygun düşünce ve davranış geliştirmelerine saygılı olmalıyız.

Evrensel olmalarına, en iyi eğitimi almalarına yardımcı olmalıyız.

Onları önyargılardan uzak tutmalı, her türlü inanca saygılı olmayı ve başkalarının düşüncelerini dinlemeyi öğretmeliyiz.

Savaş yerine barış, kin yerine sevgiyi, bağnazlık ve dogma yerine hoşgörü ve toleransı öğretmeliyiz.

Bağırmak, dövmek, kaba davranışlarda bulunmak yerine güleryüzlü olmayı, örneklerle iyiyi, doğruyu, güzeli sabırla anlatmalıyız.

Her bilinen şeyin doğru olamayabileceğini, herşeyin değişim ve gelişim içinde olduğunu, doğadaki canlı, cansız tüm varlıkların saygıya, korunmaya, sevilmeye ve anlayışa gereksinim duyduğunu belirtmeliyiz.

Anne karnından itibaren tüm bebek ve çocukların huzurlu, yaşanabilir, mutlu ve sağlıklı ortam aradıklarını, sevgi, şefkat, ilgi, sabır ve anlayış istediklerini yaşadıkça görüyoruz.

Çocuklar herşeyi örnek alırlar, deneme – yanılma ile öğrenirler, oyun ile gelişirler.

Aşırı kollanıp, gözetlemek yerine özgürlüklerini denge içinde vermek onlara özgüven kazandırır.”

 


 

Ne kadar doğru, ne kadar anlamlı sözler. Hepsi tek tek düşünülmüş ve bir araya getirilmiş.

Sevgili Çocuk Profesörü Sırrı Bektaş’ın kitabı “Bebeğimizin İlk 1000 günü” kitabının ilk satırları bunlar. Tüyap Kitap Fuarı’nda piyasaya sunulunca hemen Sırrı Hoca’ma bir mesaj attım; “Röportaj yapmak istiyorum” diye.

Sağolsun kırmadı. Randevulaştık.

Ataköy’deki muayenesinde buluştuk.

Bana kitabını imzaladı.

İlk röportajımdı.

Umarım sizi aydınlatabilecek soruları sorabilmişimdir. 45 senelik doktorluk tecrübesi olan sevgili profesörümüzü Bebek – Çocuk Sağlığı ile ilgili bir kitap yazmaya iten neydi? İlk soruyla başladım.

“Bana bu randevuyu verdiğiniz için teşekkür ederim. Kitabınız için tebrik ederim. Biraz kitabınızdan bahseder misiniz?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Öncelikle senin kurduğun sitede, Bir Kahve Molası‘nda kitabımla ilgili ilk röportajı yaptığım için çok mutlu oldum. Deyim yerindeyse kitabımın daha dumanı tüterken buluştuk seninle. Yürekten teşekkür ediyorum Baharcım. Bu kitap benim 45 yıllık deneyimimle hazırladığım bir kaynak kitap oldu. Ansiklopedik sıraya göre dizdim. Çocukluk çağında, özellikle Bebeğimizin ilk 1000 gününde karşılaşılabilecek sorunlar, dikkat edilmesi gereken hususlar, endişelenilmesi gereken durumlar, herşeyi ayrıntılarıyla koymaya çalıştım. Anlaşılır bir dille kitabı gündeme getirdik. İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılan kitap, şu an Tüyap Kitap Fuarı’nda, gelecek haftadan itibaren de tüm Türkiye’de, tüm yayın kurumlarında dağıtılacak. Tüyap Kitap Fuarı’nda çok da ilgi gördüğünü belirttiler. Bu kitaptaki bütün amacım bebeklerin gelişimlerine katkıda bulunmak, onların sağlıklı büyümesini desteklemek, annelerin kafalarındaki sorulara cevap bulabilmesi için bir kaynak oluşturmak. Umarım yararlı olur.

“Bu 1000 gün olayını biraz açar mısınız? Niye özellikle 1000 gün dediniz? Doğumdan sonraki 1000 gün mü?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Ne güzel bir soru. Bu sorunun sorulacağını tahmin ediyordum. Kitabın arka kapağında bu konuyu kısaca özetlemeye çalıştım. Türkiye’de ortalama insan ömrü 78 yıl. En büyük dileğimiz bu 78 yılı sağlıklı geçirmemiz. Çalışmalar ve araştırmalar gösteriyor ki ilk 1000 gün bebeğe iyi bakılırsa, sonraki 76 sene insan sağlıklı bir ömre sahip olabiliyor. Bu 1000 günü anne karnından itibaren hesaplıyoruz. Bebek anne karnında yaklaşık 280 gün geçirir. Doğduğu günden 2 yaşına kadar olan süre de 720 gündür. İşte toplam bu ilk 1000 günde anne ve bebeğe ne denli ilgi gösterilir, bakımı sağlanır, koruyucu önlemler alınırsa geri kalan hayatı da o denli sağlıklı olacaktır. İleride bu yıllar artacak, ortalama yaşam 100 yıl, 110 yıl olduğunda da ilk 1000 gün önemini koruyacak. İlk 1000 günde hem fizyolojik, hem beslenme, hem de psikolojik gelişim için gerekli olan tüm ihtiyaçları karşılanan çocuklar son derece sağlıklı büyüyorlar. Hem topluma, hem ailesine, hem insanlığa yararlı insanlar oluyorlar. Kitabımda bu konuya çok önem verdim.”

 “Yani sadece Bebeğimizin İlk 1000 Günü mü var kitapta?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Hayır. Adolasant, yani Ergenlik çağından tutun da Çocukluk Hastalıkları’nın hepsine yer verdim kitapta. Evde ilk yapılabilecek tedaviler, beslenme, ayrıntılı bir şekilde koymaya çalıştım bu kaynak kitaba. İçeriğe uygun bol resimler koyduk kitaba. Anne bu kitabı başucu kitabı yaptığında okuması kolay bir kitap olduğunu görecektir. Alfabetik olarak çocuğu ile ilgili aklına takılan herşeyi bulabilir. Bir çok konuda ipuçları bulacaktır. Konuları tek tek ele aldığımızda çok geniş kapsam gerekir. Örneğin Anne Sütü ile ilgili başlıbaşına bir kitap yazılabilir. Beslenme ile ilgili tek başına bir kitap yazılabilir. Bulaşıcı Hastalıkları detaylı anlatan başka bir kitap yazılabilir. Burada öz ve saflaştırılmış haliyle, kolay anlaşılır bir dille kaynak bir kitap yazmaya çalıştım. Temel olarak annelere yol gösterecektir. Örnek olarak Beslenme hakkında Tamamlayıcı Gıdalar’la ilgili bir bölüm var. Annelerin kaynak olarak kullanabileceği bir kitap olmasını ümit ediyorum.”

“Sizin bir doktor olarak ilk 1000 günde en önem verdiğiniz şey ne acaba Sırrı Beycim?”

Sırrı Bektaş : ” En önemlisi yenidoğan dönemi. İlk 1 aylık dönem. Bu nedenle “Bebeğimizin İlk 1000 Günü” kitabımda da Yenidoğan Dönemi’ne çok yer verdim. İlk 1 ayda iyi bakılırsa, ayrıntılı bir şekilde anne-babaya bilgi verildiğinde sonrası kolay oluyor. İlk 1 ayda kilo alması, baş çevresi ve boyunu ölçmek çok temel bir kriterdir. Anneye temel bilgiler verilir; anne sütü nasıl olur, bebeğin beslenme rutini nasıl oturtulur, annenin moralini yüksek tutması için neler yapması gerekir, bebek sahibi olmanın getirdiği mutluluğu annenin yaşamasını sağlamak…. Çocuk doğduğunda sağlıklı ve bilinçli bir şekilde bakılırsa ileriki yaşamında sağlık problemi olması neredeyse sıfırdır. Yani %100 yaşar. İlk 1000 gün içerisinde en önem verdiğim dönem bu nedenle ilk 1 aydır.”

” Kitabınız sizin de dediğiniz gibi dumanı henüz tutarken bu röportajı yaptığımız için inceleme fırsatım olmadı. Acaba bebeğin alması gereken vitaminler, yaptırması gereken aşılar, bu tarz bilgiler de yer alıyor mu kitapta acaba?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Tabii. Vitaminler, anne sütü… Özellikle vitaminlere çok ağırlık verdim. Bebeğin, çocuğun ay ay büyümesi, gelişmesi, tamamlayıcı beslenmeler tek tek anlatıldı.”

“Peki, yeni nesil anneler okuyor mu?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : ” Bu çok güzel bir soru. Senin bir anne olarak çok okuduğunu biliyorum Baharcım. Ama maalesef okuma oranı annelerde de babalarda da düşük. O nedenle bu kitapta ilk bölümde üç dört sayfa yazdım. “Öncelikle Okumanız Dileğimle” diye. O ilk sayfaları anne-babaların okuması en büyük temennim. O sayfalarda bu çağda çocuk yetiştirmekle ilgili özet bilgiler var. “Öncelikle Okumanız Dileğimle” bölümünün nedeni anne – babaların kitabımı alfabetik bir kaynak olarak okumadan önce mutlaka bu bölümü okumalarını istemem. Bu bölüm çok değerli bilgiler verecektir onlara. Bir de en son sayfada Yenidoğan Bebeğin bir mektubu var anne ve babasına. Orayı da mutlaka okumalarını öneririm. Özellikle ilk bebek sahibi olan ailelerin en sonda yer alan “Yenidoğan Bebek” bölümünü okuyarak kitaba başlamalarını isterim. Diğer kısımlar ansiklopedik olduğu için, hangi sorunla karşılaşırlarsa o sorunu bulup, okuyabilirler. “-Difteri aşısı neden yapılıyor, -Virüs enfeksiyonu nedir, -Bakteri enfeksiyonu nedir, -Beşinci Hastalık nasıl oluyor?” tüm bu sorular için kitabım anne ve babalara yol gösterici olacaktır umuyorum.”

“Çocuk hastalıklarında tedavi amaçlı tavsiyelere kitabınızda yer verdiniz mi?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Senin de tahmin edeceğin gibi ilaç önerisi kesinlikle yazmıyoruz. Ama tabii ki senelere dayalı doktorluk tavsiyelerimize yer verdim kitabımda. Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşılır? bölümünde ateşli çocuğun sorunlarını madde madde bulacaktır. Veya Kusma yaşıyor çocuk, ya da ishal, ya da pamukçuk, ilgili bölümlerde madde madde tavsiyelerim var. Yazmaya çalıştım.

Ayrıca bebeklerin yatağını seçerken nelere dikkat edelim, isim verirken nelere dikkat edelim, çocuk ve sanat, çocuk ve savaşın etkileri konuları gibi pek çok değişik konu da var kitabımda. Madde, madde yol göstermeye çalıştım.

“45 senelik doktorsunuz değil mi?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : ” Evet, 45 sene.

Geçenlerde annenin biri sordu “Doktorluk zor mu?” diye. Ben de cevap verdim “İlk 45 yılı zor” diye.

“Bu çok güzelmiş. Çocuk doktorusunuz. Ama özellikle bebek doktoru olarak da anılıyorsunuz.”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Zaten yüksek dalımdır.  Yenidoğan Bebekler ve Çocuklardaki Kan Problemleri ihtisas dalımdır. Yurtdışında tamamladım bu iki dalı. Fransa’da Lyon ve Paris’te 2 yıl kadar pediatrik hemotoloji konusunda çalışma ve araştırmalarda bulundum, doçentlik tezimi hazırladım. Daha sonra Almanya’da Berlin ve Tübingen’de hematoloji ve neonatoloji konularında 6 yıl kadar araştırma ve çalışmalar yaptım. Buralarda çocuk hastaya yaklaşımın inceliklerini gördüm.

“Hasta çocuğa gösterilen ilgi herşeyden önce gelir. Kariyer, dinlenme, eğlence hepsi sonra gelir.” Bu cümleler buralarda aldığım eğitimin bana öğrettikleridir.”

 “Kitabınızda yeniliklerden de bahsettiniz mi?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : ” Tabii ki. Tıpta sürekli öğrenme ve yenilik vardır. 2017 yılının sonuna kadar olan tüm bilgiler ayrıntılarıyla var. Mesela probiyotikler, mikrobiyata gibi konular da var kitapta. Omega 3 ler, vitaminler. Ayrıntılı bir şekilde anlatıldı. ”

“Özellikle anne ve babalara birşeyler söylemek ister misiniz?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “1965 yılında Hacettepe Tıp Fakültesi’ne girdim. 1972’de bitirdiğimde Pediatri Bölümü’ne başladığım yıllarda doğan 1000 bebekten, 1 yaşına gelene kadar 150 tanesi ölüyordu. 150 ölen çocuğun da 75 tanesi ilk 1 ay içinde gerçekleşiyordu. Yıllar geçtikçe, hepimizin gayretli çalışmaları, yenilikler, anne sütünün öneminin anlaşılması, aşıların, bakımların gereğince yapılması ile bu sayıda azalmalar oldu. Önce 100’e, sonra 50’ye düştü bu sayı. 2017’de bu sayı 10’a düştü. 150’den 10’a düştü. Bu 10 da yüksek aslında. Avrupa’da, Amerika’da bu sayı 4’lerde, 5’lerde.  Demek ki hala gidilecek yolumuz var. O bakımdan pratik bilgileri çok önemsiyorum. Bu kitaptaki bütün amacımız sağlıklı bebekler, sağlıklı çocuklar yetiştirmek. Bebek ölümü sayısını, sakatlıkları azaltmak. Aşılar sayesinde sakatlıklar azaltılıyor, hastalıklar azaltılıyor. Mesela çocuk felcini artık hiç görmüyoruz. ”

“Aşıya karşı görüşler de var, değil mi?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Evet, ama aşının hiç bir zararı yoktur. Bir yudum anne sütü içmenin ne zararı varsa aşının da o zararı olabilir. Ya da bir kaşık yoğurt yemenin ne zararı varsa, aşı da o kadar zarar verebilir..”

“Peki, sizi yakalamışken anne sütü ile ilgili de bir soru sormak istiyorum. Kaç yaşa kadar anne sütü? 2 yaşa kadar diyorlar. Ne dersiniz?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Çok önemli bir soru. Kitapta da kaydettim bunu. Anne sütü gıdanın temeli. İlk 6 ay anne sütünü çok önemsiyoruz. 2 yıla kadar verebiliriz ama tabii annelerin bir kısmı yetiştiriyor, yetiştiremiyor. Kitapta Anne Sütü Alma Teknikleri’nden de bahsetmeye çalıştım. İlk 6 ay sadece anne sütü yeterli. Su dahi almasına gerek yok.”

“Annenin beslenmesi?” 

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Doğum öncesi ve süt verirken annenin beslenmesinin kaliteli olması da çok önemli. Daha da önemlisi annenin psikolojisi. Psikolojik destek, sosyal destek çok önemli. Annenin ve babanın ve çocuğun mutluluğunu yaşatmak. Maalesef bazı meslektaşlarımız o kadar da önemli olmayan bir sorunu çok önemli gibi yansıtabiliyorlar aileye. Anneler, babalar endişeye kapılabiliyorlar. Kitabımda anne ve babalara çocukları ile endişeye kapılmadan mutlu bir yaşam sürmelerini önermeye çalıştım. Çocuk dikkat edildiğinde sıfır kaybetme riski olan bir varlık. Anne, baba rahatlarsa, benim çocuğumun hiçbir sorunu olmayacak, ben onu seveyim, keyfini çıkarayım derse, gerekli bakımı yaparsa, çocuk mutlaka iyi gelişecektir.

“Sizin eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Valla çok teşekkür ediyorum. Onur duydum sitenize röportaj vermekten. İlk röportajımı sizinle yaptığım için çok mutluyum.”

“Ben çok onur duydum. Merak ettiğim, 45 sene sonra böyle bir kitap yazmaya sizi iten neydi?”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Baharcım, deneyim arttıkça yazmak gerekiyor. Tabii bunca senede irili ufaklı onlarca kitap yazdım. Muayenemde hastalarımın ailelerine dağıttığım minik kitapçıklarım da var. 40 – 50.000 kişiye hitap eden, firmaların desteğiyle bastığımız kitapçıklar bunlar. Tüm bilgiler yıllarla birikti. İnsanın gelişim aşamasında bir eserinin de olması gerekiyor. Dünyaya ve insanlara yararlı olmak adına. Zaten öğrenmenin ve yazmanın da yaşı yok. ”

” Bu kadar yoğun bir döneminizde bunu ortaya çıkarabildiğiniz için bravo. Ben buradayken bile telefonlarınız durmadı. Siz de “hasta çocuk önce gelir” felsefenizle hepsine cevap verdiniz.”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Hakkaten çok yoğun bir tempom var. 24 saat çalışıyoruz. 7 gün. Sadece muayenede kayıtlı olan 17.050 çocuğumuz var. Sadece muayenemizde kayıtlı olan sayı bu. Tabii 45 yılda baktığım çocuk sayısı 100.000’in üzerinde. Kayıtlı çocuk sayısı önemli ama onlara ayrılan zaman da önemli. Ne kadar zaman ayırsak yetmiyor. Sizin de iki güzel evladınızın büyümesinin, gelişmesinin çok dengeli olduğunu biliyorum. Yürekten de kutluyorum. Ben de 3 kız büyüttüm. 4 torunla beraber.

“Kitabınızı da onlara ithaf etmişsiniz.”

Prof. Dr. Sırrı Bektaş : “Kitabımı TÜM DÜNYA ÇOCUKLARININ SAĞLIKLI VE BÜYÜMESİ DİLEĞİYLE onların adına TORUNLARIM EGE, ELLA, AYLİN VE ALP’e… ithaf ettim.”

“Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. İmzalı kitabım için de ayrıca müteşekkirim.”

Bahar Anahmias, the reporter

Bir Kahve Molası

Not: Biraz uzun oldu, umarım sonuna kadar okudunuz. Ama inanın bir bu kadar daha yazacak malzeme var.

Sırrı Bey’le sohbet her zaman çok keyifli olmuştur.

Sırrı Bey, çok bilgili, hayat dolu, bir o kadar da mütevazi bir insan.

Anlatacak çok şeyi var.

Öte yandan kitabının ilk sayfalarındaki hayat hikayesini okuyunca çalışmanın, azmin, dünyaya ve insanlığa yararlı olmanın bir insanda nasıl vücut bulduğunu görüyorsunuz.

Benim rol modelim o. Tabii, o bir doktor. Bilgisini çocukları tedavi etmek için kullanıyor.

Benim böyle bir şansım yok. Ben de yeri geldiğinde öğrendiklerimi, yeri geldiğinde ise başkalarının bilgilerini sizlerle paylaşıyorum.

Dünya daha iyi bir yer olsun diye.

Daha çok insan bilgiye ulaşsın diye…. Sizi de çok seviyorum.

İyi ki varsınız. Siz olmasanız, ben de olamazdım.

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

%d blogcu bunu beğendi: