Beynimin Rolünü Çalan Üçüncü Elim

Hiç unutmuyorum bundan 8-9 yıl önceydi. Öğrencilerime akıllı  telefonlarla ile ilgili tartışma yazısı yazdırıyordum. Bu teknolojik alet faydalı mı yoksa zararlı mı? Öğrencilerimden bir tanesi akıllı telefonlar bizim “üçüncü elimiz” benzetmesinde bulunmuştu. O günlerde henüz Whatsapp, Instagram, Snapchat yoktu. Youtube çoğunlukla sevilen şarkıların videosunu izlemek için kullanılıyordu. Kısa mesaj, telefon, müzik, e-posta ve Facebook dışında sınırsızca oyun oynanabilecek bir ortam da sunuyordu bu küçük aletler. Yani bugün bize sunabildiklerinin yanında daha kısıtlı idi hizmet alanları. Buna rağmen üçüncü elimiz demişti öğrencim.

Sene 2017. Sosyal medya platformlarına hergün yenisi ekleniyor: Facebook orta yaşlı ve yaşlıların platformu oldu. Görüntülü görüşmeler, Whatsapp, Instagram, Snapchat, Houseparty derken bütün dünya avucumuzun içine sığdı. Sınırlar, engeller kalktı. Dünyanın her köşesinden birileri uzunlu kısalı videolar çekip yayınlamaya ve takipçilerini arttırmaya başladı. Her konuda herkesin söyleyecek bir şeyi var anlaşılan ki oyunlarla ilgili verilen tüyolardan tutun da en vegan mercimek çorbasının  tarifine kadar milyonlarca şeyi youtuberlardan öğrenebiliyoruz.  Yani üçüncü elden öte bir konuma geldi sanki bu küçük alet “beyinimizin” rolünü çalmaya başladı.

Hayaller:

 

-“Epostalarımı indir! John’un evine yön bildirimlerini aç! Haberleri göster. Bu fotoğrafı Lynn’e gönder.”

-“Başüstüne efendim!”

Gerçekler:

“Beni şarj et! Wifi’ya bağlan. Hemen! Yeni e-postan var. Oku! Çağrıyı yanıtla! Lokantadasın. Yer bildirimi yap!”

“Başüstüne efendim!”

Yazar ve konuşmacı Simon Sinek detaylıca anlatıyor sosyal medya çılgınlığını. Bir mesaj geldiğinde ya da bir paylaşımımız beğenildiğinde hoşumuza gidiyor; dönüp dönüp son yayınladığımıza bakıyoruz kaç “like” almış diye çünkü sosyal medya platformlarında gezinirken dopamin salgılıyoruz. Dopamin duygularımızı, hareketlerimizi etkileyen bir beyin kimyasalı. Bağımlılık yapan şeylerde salgıladığımız kimyasal. Sigara veya alkol tüketimi için ya da kumar oynamak için belirli yasal düzenlemeler getirilmiş durumda; en azından yaş kısıtlaması. Ancak cep telefonu herkese serbest. Küçük yaştan itibaren oyalansınlar  diye ellerine tutuşturuyoruz çocukların sonra da bağımlı oldular diye şikayet ediyoruz.

Ya siz? Bağımlı mısınız? Bunu anlamak gayet kolay. Aşağıdaki durumları okuyun.

  1. Biriyle konuşurken cep telefonuna bakarım.
  2. Herhangi bir yere gittiğimde cep telefonumu şarj ederim.
  3. Elimde cep telefonuyla gece uykusuna daldığım olur.
  4. Sabah uyanır uyanmaz ilk cep telefonuna bakarım.
  5. Cep telefonu faturam kabarıktır.
  6. Cep telefonum yanımda olmadığında huzursuz hissederim.

Eğer bu altı durumdan 4 veya daha fazlası sizi anlatıyorsa üzgünüm ama siz bir bağımlısınız. Panik yok. Çünkü tahmin edebileceğinizden de büyük bir çoğunluk “bağımlı”.

Hal yetişkin dünyasında böyleyken ergenlerde daha iyi olması beklenemez. Hele ki onların günümüzde doğuştan dijital oldukları düşünülürse.

Sinek’e göre ergenlik bireyin en yüksek dozda strese maruz kaldığı dönemlerden biri. Artık sadece ebeveynin onayının yetmediği, yaşıtlarının onayının da önem kazandığı ve hatta daha önemli olduğu bir dönem. Bu süreçte sosyal medyaya veya cep telefonlarına bağımlı ergenler güven kavramından uzak ve yapay ilişkiler kuruyorlar; gerçek anlamlı ilişkiler kuramıyorlar. Arkadaşlarıyla vakit geçiriyorlar, eğleniyorlar ama onlara güvenmiyorlar. Daha keyifli alternatif bir program geliştiği takdirde arkadaşlarının orada onlarla olmayacağının farkındalar. Mutsuz olunca, strese girince sosyal medya aracılığı ile ve streslerini, sıkıntılarını hissizleştiriyorlar ve bolca dopamin salgılıyorlar.

Ne yapmalı o zaman?

Günümüzde akıllı telefonlardan ve sosyal medyadan vazgeçmeyi önermek komik ve kabul edilemez bir öneri olur. Hiç gerçekçi değil.

*Farkındalığımızı geliştirerek kısıtlamalar, sınırlandırmalar getirsek,

*Her ne kadar günümüzde multitasking yani aynı anda birden fazla işi layıkıyla yapmak bir beceri gibi sunulsa da ve ergenlerimizin doğuştan bu beceriye sahip olduğu kabul edilse de mümkün olan her fırsatta yaptığımız tek işe odaklansak:  (arkadaşlarımızla kahve içerken , yemek masasındayken, toplantıdayken, spordayken, ders çalışırken, kitap okurken sadece o işe, o kişiye odaklansak)

*Göz ucuyla gelen bildirimlere bakmak ya da gelen her mesaja, e-postaya, bildirime anında geridönmesek, biraz da boş versek,

*Ucuzundan bir çalar saat alsak ve gece yanıbaşımızda tutmasak cep telefonlarımızı,

*Sabah gözümüzü açar açmaz sanal alemde neler olmuşa bakmak yerine kendimize zaman ayırsak nasıl olur acaba?

Aylin Geron

Bir Kahve Molası

 

 

 

 

 

%d blogcu bunu beğendi: