Digicrimination ya da Dijital Ayrımcılık

Yaklaşık yirmibeş yıl önce sanayi devriminin bitip teknoloji devriminin başlamasıyla hayatlarımız baş döndürücü bir biçimde yeni bir yaşam formuna evrildi ve evrilmeye devam etmekte.

Miladı internetin hayatımıza girmesiydi.

Hayatımıza hızla giren her yenilik bizleri artık başka türlü yaşayan bireyler haline getirdi.

1998’de Google ile, 2001’de Facebook ile, 2006’da Twitter ile ve 2007’de ilk akıllı telefon Iphone ile tanıştık.

İnternet erişimsiz ve akıllı telefonsuz bir hayat kabusumuz oldu.

Sanki onlar yokken iyi bir hayatımız yokmuş gibi geçmişi çabucak unuttuk.

Geçmiş geçmişde kaldı ve kaçınılmaz bir şekilde hızla adapte olmaya başladık.

Bu yeni düzende iş yapış biçimimiz, alışveriş alışkanlıklarımız, karar verme süreçlerimiz, sosyal ilişkilerimiz, iş aramalarımız ve bilgiye ulaşma biçimlerimiz internetin aracılığıyla farklı bir boyut kazandı. Artık sanal dünyadan kopuk insan bu gerçek yeni dünyadan da bir nevi kopuk insan haline geldi. Bazılarımız büyük bir iştahla teknoloji bağımlısı olacak kadar tüm yenilikleri hayatına sokarken bazıları bu gelişmelere seyirci kaldı. Hala bir çok kimse teknolojik dünyanın sunduğu nimetlerden yararlanma konusunda şüpheci ve önyargılı bir tutum sergiliyor.

Doğal olarak bu yeni dünya düzeni adapte olamayanlara hayatlarının bir çok alanında köstek oluyor.

Geçtiğimiz aylarda çok sevdiğim İngiliz yönetmen Ken Loach’un Altın Palmiye ödüllü I,Daniel Blake isimli filmini izlemiştim. Filmde kahramınımız, 59 yaşında usta bir marangozken sağlık sorunları nedeniyle işini kaybediyor ve işini geri almak için İngiliz bürokrasisiyle bir mücadeleye girişiyordu. Sistem, bürokrasi dünya iyisi Daniel’ımıza “sen çok iyi bir marangoz olabilirsin ama e-mailin ve akıllı telefonun yoksa hiç bir işini halledemez ve hakkını arayamazsın” diyordu.

Mesaj çok açıktı: Ya bu sisteme uyarsın, ya da mağdur olursun!
Maalesef teknoloji devrimi genç kuşakların hayatını inanılmaz kolaylaştırırken, orta üst yaş grubu ya da yaşlı bireylerin hayatını haksız bir şekilde zorlaştırıyor.

Çağlar boyu tüm milletler ırk, mezhep, din, cinsiyet gibi ayrımcılıklarla savaşırken sanki bunları halletmişiz gibi bunlara bir de dijital ayrımcılık sorunu eklendi.

Yakın zamanda bu konuda yazılmış harika bir kitaba rastlamış olmam merak ettiklerimi öğrenmek anlamında beni çok mutlu etti.

Dr. Okan Tanşu’nun kaleme aldığı Digicrimination: Dijitalleşmeyle Gelen Yeni bir Ayrımcılık kitabı bu ayrımcılığın toplumun çeşitli kesimlerinden bireyleri nasıl etkilediğini anlatmakta. Dijital devrimin hayatımıza soktuğu ve yazarın isim verdiği bazı kavramlardan söz ediyor.

Bazılarından örnek vermem gerekirse:
Digicrimination: Dijital Ayrımcılık (İngilizce digital ve discrimination kelimelerini birleştirerek oluşturmuş)

Dignorant: Digital ignorant (Dijital cahil. Yine İngilizce digital ve ignorant kelimelerini birleştirerek oluşturmuş)

ICTIQ:Information and Communication Technology IQ-Bilişim ve İletişim Teknolojileri IQsu

Bu zekaya sahip olmayanların iş hayatında artık rekabet edemeyeceğini anlatıyor. Eskinin duygusal zekasının önüne geçmiş gibi.

Digital Getto: Sanal dünyada aynı görüşteki insanlar aynı platformlarda, sosyal medyalarda veya forumlarda bir araya gelip ortak görüşlerini dile getiriyor. Bir nevi sanal küçük mahalleler. Hatta kitapta en çok hoşuma giden tespiti sanal dünyadaki fikir paylaşma platformlarının sanıldığının aksine entellektüel eliti değil cahil kesimleri güçlendirdiğini, cahillerin birbirlerinden güç alarak her türlü nefret söylemini rahatça paylaştıklarını belirtiyor.

Kitabın üstünde durduğu en önemli bir diğer konu da artık eğitimin bir çok alanda internet üzerinden ulaşılabilir hale gelmesi nedeniyle, ulaşılabilen kesim büyük bir ayrıcalığa sahip olurken, maddi nedenlerle ulaşamayanların yine bir ayrımcılıkla, fırsat eşitsizliğiyle karşılaşmaları.

Yazarın bilgisayar oyunu oynayan ve ustalaşan neslin de oynamayan ya da oynayamayanlara göre daha avantajlı olduğunu belirttiği bir kısım var. Oyunun aslında bir hayat simülasyonu olduğunu ve oynayan çocukların hayatta daha başarılı olacağını iddia ediyor. Ben bugüne kadar oyunlarla ilgili bu kadar olumlu bir görüşle karşılaşmadığım için çok şaşırdım açıkçası.
Elbette ki teknolojik devrim mağdurları sadece yaşlı kuşak değil.Daha genç kuşakta da başta internet güvenliği çekincesi olmak üzere çeşitli nedenlerle sanal dünyayla aralarına mesafe koyanlar var.Onlarda gönüllü bir ayrımcılığa uğratıyorlar kendilerini.

Elbette teknolojik devrim mağdurları sadece yaşlı kuşak değil. Daha genç kuşakta da başta internet güvenliği çekincesi olmak üzere çeşitli nedenlerle sanal dünyayla arasına mesafe koyanlar da var. Onlar da gönüllü bir ayrımcılığa uğratıyorlar kendilerini.

Ben şahsen X Kuşağına mensup bir birey olarak, teknolojinin hayatımı kolaylaştıran her türlü yeniliğini hayatıma sokuyorum ve yaşam kalitemi arttırıyorum. Ama itiraf etmeliyim ki gelecekte bizleri bekleyen yeniliklere yaşım ilerledikçe adapte olup olamayacağım kaygısını taşıyorum.

Geçenlerde sosyal medya hesabımda 25 yaşlarındaki iki gencin bir diyaloğuna şahit oldum. Biri diğerine Bitcoin’i (digital para) anlatmaya çalışıyordu, öbürü kesinlikle anlamıyordu. Ve sonunda anlamayan o anda babaannesine akıllı telefonunda Instagram ve Facebook’u anlattığında babaannesinin hiç bir şey anlamayan yüz ifadesinin gözünün önüne geldiğini ve onu asıl şimdi anladığını söyledi.

(25 yaşta bile kaygılar başlamış durumda anlaşılan. Acı ama gerçek.)

Yapay zeka gelecek, robotlar bizi ele geçirecek korkularından önce sanırım en büyük tehdit dijital ayrımcılığa uğramak.İleride bugün büyüklerimizin muhatap olduğu sıkıntıların farklı versiyonlarıyla karşılaşma olasılığımız var.Geliştirmemiz gereken en önemli becerilerden biri de dijital adaptasyon yeteneğimiz.

Yeni dünya düzeninde dijital cahil kalmak yerine dijital IQ sahibi olmak için çabalamak en doğrusu.
Sonuçta değişmeyen tek şey değişim ve maalesef değişemeyen birey uyum sağlayamayan birey olmaya aday.

Banuhan Guvenir

Bir Kahve Molasi

 

 

 

 

 

%d blogcu bunu beğendi: