İnternet Beynimizi Değiştiriyor mu?

Bilgisayarda bir sayfa açılmıyor, hemen o sayfayı terk ediyoruz.

Bir şarkıyı dinlerken ilk iki nakarat bölümünden sonra diğer şarkıya atlıyoruz. 3,5-4 dakikalık şarkı süreleri bize uzun geliyor.

Televizyonda reklam başlıyor, diğer kanala geçiyoruz.

Aslında artık dizileri ve programları internetten seyretmeyi de tercih edebiliyoruz.

Elimizdeki cep telefonlarımızda, tabletlerimizde hep bir hız halindeyiz. Parmağımızın bir hareketiyle ekrandaki bilgileri hızla yukarı taşıyoruz, aşağıdakileri kaçırmamak için.

Bilgi çok. Bilgi her yerde.

Bilginin hepsine yetişemiyoruz.

Aradığımız bir konuyu okurken bir de bakıyoruz ki o sayfadan bu sayfaya, sonra da diğerine atlamışız ve hiç ummadığımız bir sayfadayız.

Bilgiye ulaşmış mıyız? Belki evet, belki hayır.

Bilgiyi edinmiş miyiz? Muhtemelen hayır.

Küçüklüğümden beri kitap oburuyum. Sokaklarda, arabada giderken, yemek masasında, tuvalette, ders kitabının arasında hep okurum. Kitabın içine gömülür, kahramanla özdeşleşir, deyim yerindeyse yazılanları bir solukta içime çekerim.

Son yıllarda okumak ve anlamak için kendimi bayağı bir vermem gerektiğini farkediyorum. Yine kitap alıyorum. Kitap çok sürükleyici değilse bir de bakıyorum ki elime akıllı telefonum almışım, ya da kucağıma laptopumu.

Kendi kendime hep kızıyordum.

Ama Nicholas Carr ve kitabı “The Shallows!What the Internet is Doing to Our Brains?” (Yüzeysellik! İnternet Beynimize Ne Yapıyor?) sayesinde bu problemin sadece benim başıma gelmediğini farkettim. Türkçesi Ufuk Kitabevi tarafından basılmış ama korkarım tükenmiş. Ama Kindle‘dan okumanızı tavsiye ederim.

Nicholas Carr konsantrasyon ve bilgiyi öğrenebilme konusunda çok ciddi problem yaşadığını söyleyerek başlıyor kitabına. Bunun nedenini araştırmak için kendini inzivaya çekiyor. Bir nevi teknoloji detoksu yapıyor.

İletişimin tarihine baktığımızda yazının ve kitapların yaygınlaşmasıyla da insanlar arasında beynimizi daha az çalıştıracağımız korkusunun olduğunu görebilirsiniz. Plato’dan beri bu konu gündemde. Yazıdan, kitaptan önce insanlar hikayelerini, bilgilerini birbirlerine anlatarak gelişiyorlardı. Yazıyla beraber bilgi kişi ya da lokasyon söz konusu olmadan dağılmaya başladı.

Beynimize ya da gündelik hayatımıza yardımcı olan icatlar yapmak insanın içinde var.

Hesap makinesinin icadı bir başka yardımcı değil mi beynimize?

Telefonumuzdaki GPS’lere ne demeli?

Artık adresi sormamıza, gitmeden önce öğrenmemize gerek kalmadı. Google maps, Yandex bu işi bizim yerimize yapıyorlar sağolsun.

İngiltere’de taksi şöförlerinin beyninin tüm sokakları ezberlemek zorunda kaldıkları için normalden gelişmiş bölgelerinin olduğunu biliyor muydunuz? Yeni nesil şöförlerin buna ihtiyacı kalmadı.

Beynimizin yapısının plastik olduğunu öğrendik herhalde.

Yani değiştirilebilir bir yapıya sahip.

Hangi konulardaki nöronlarımızı ateşlersek, o bölüm güçleniyor, o bölgedeki sinapslar çoğalıyor ve gelişiyor.

İnternet kullanımı ile birlikte beynimizin hep kısa süreli hafıza kısmını kullanıyoruz. Bilgiyi deyim yerindeyse sadece kokluyoruz. İçimize alamıyoruz. Öğrenmek için bilgiyi uzun süreli hafıza kısmına yollamamız lazım.

Biz de son senelerde beynimizi daha az konsantrasyon gerektiren, daha çabuk tüketilen mesajlarla, bilgilerle besliyoruz.

Öte yandan ben internete bayılıyorum.

Bir konuyu araştırmak için saatlerimi, günlerimi harcamama gerek kalmadı artık. İlgilendiğim konuyla ilgili fotoğraflara, videolara, makalelere anında ulaşabiliyorum.

İnternetin en büyük özelliği seçici olmaması. Yani sorduğum konuyla ilgili olan tüm içerikleri önüme getiriyor. İçerikleri Harvard Üniversitesi’nde bir profesör de yazmış olabilir, herhangi bir yazar da.

Bu özellik internetin hem en güçlü hem de en zayıf tarafı açıkçası.

Güçlü çünkü demokratik bir yapı. İsteyen, istediği, bildiği konularda paylaşımda bulunabiliyor internette.

Zayıf çünkü seçici olmadığı için bilginin güvenilirliği konusunda çekinceleriniz olabiliyor. Kaynaklara, websitesinin adresine bakarak bir güvenilirliğine karar veriyorsunuz.

Gençlerin, insanların okuma alışkanlığının azaldığını söylüyoruz. Peki ama internette yaptığımız aslında ne? Okumak değil mi?

İnternetten bir makaleyi okurken yazıdaki bir linki gören beyin 1-2 saniyeliğine “Acaba tıklasam mı?” diye düşünüyormuş. Bu 1-2 saniyeliğine yazıdan kopuş ta konuya konsantrasyonumuzu bozuyormuş. O nedenle internetten okuduğumuz makalelere kendimizi tam anlamıyla veremiyoruz. Okuma şeklimiz de değişiyor.

Amerikalı psikolog Gary Small’un beyin üzerine yaptığı araştırmalara göre İnternet kullanımı beyinde bazı bölgelerin daha fazla gelişmesine sebep oluyormuş.

Dijital yerliler – yani dizüstü bilgisayarlar ve cep telefonları dünyasında doğan gençler, her gün ortalama 8,5 saat teknolojiye maruz kalıyormuş. Bu maruz kalma ile beynin multitasking – çoklu görev bölgesinin, karmaşık mantık yürütme ve muhakeme becerilerinin geliştiğini söylüyor Small. Öte yandan insani becerilerin de gelişmeye ihtiyacı olduğunu belirtmeden geçemiyor. İnsani beceriler derken, insana özel, makinenin sizin yerine yapamayacağı beceriler; iletişim becerisi, empati becerisi, azim, yılmama, vazgeçmeme.

Dijital göçmenler – yani biz anne-babalar, hatta anneanne-babaanneler de teknolojiden nasibimizi alıyoruz.

Dijital göçmen demek, zamanında mektup yazmış, kalemle not tutan, tüm bu teknolojiler ortaya çıkmadan doğan, bu teknolojiyi yaşının ileri bir safhasında öğrenmek zorunda kalan demek.

Psikolog Gary Small bir araştırma yapmış UCLA’de. 55-76 yaş aralığındaki dijital göçmenler arasında bu araştırma.

Yaş, eğitim düzeyi ve cinsiyet dağılımı aynı olan 2 gruba yapılmış bu araştırma.

Yarısının internet deneyimi olan, yarısının olmayan bu katılımcılardan bilgisayar ekranından bir metin okumaları ve internette araştırma yapmaları istenmiş. Bu sırada bilim adamları bu kişilerin MR’ını çekmiş. Semel Enstitüsü araştırmacıları deneklerin beyinlerini taramak için fonksiyonel manyetik rezonans fMRI kullanmış.

Bu faaliyetleri yaptıkları sırada beyin hareketlerinde değişimler görülen katılımcıların, kan akışı seviyesi ölçülerek beyin hücrelerinin tepkisinin yoğunluğu saptanmış.

Araştırmaya katılanların hepsinde, okuma sırasında beynin şakak, arka ve yan bölgelerinde bulunan dil, okuma, hafıza ve görme merkezlerinin faaliyetinde belirgin bir artış gözlenmiş.

Ancak araştırmacılar, internette araştırma yapan grup ve sadece okuyan grup arasında büyük fark olduğunu görmüş.

İnternette araştırma yapanların beyninin ön ve şakak bölgelerinin yanı sıra karar alma ve muhakeme sürecini denetleyen bölgenin işlevinde de artış belirlenmiş. Araştırmayı yürütenlerin başındaki psikolog Dr. Gary Small, internette araştırma yapan kişilerde sinirler arasındaki iletişimin diğerlerine göre daha fazla olduğu sonucuna vardıklarını belirtmiş.

İnternette araştırma yapmak beynin karmaşık işlevlerini harekete geçirdiği için yaşlanmada ortaya çıkan beyin hücrelerinin azalmasını bu şekilde belki de önüne geçilebileceğini söylemiş.

Sonuç olarak araştırmacılar Web’e duyarlı grubun beyinlerinin, uyumlu olmayanlara oranla daha fazla etkinlik gösterdiğini buldular.

Small, “Web’de arama yapmak gibi basit ve gündelik bir görev bile beynimizde etki yapabiliyor. Beynimiz yaşlansak bile öğrenmeye devam edebiliyor.” diyor.

Yani Dijital göçmen olan bizlerin ve büyüklerimizin İnternet’i öğrenmesi, benimsemesi beynimizi bu anlamda geliştiriyor. Belki de Alzheimer’ı önlüyor.

Ama Web’le, telefonlarla çok fazla vakit geçiren gençlerimizi ve çocuklarımızı da büyük tehlike bekliyor.

İnsani özelliklerini kaybetme tehlikesi.

Robotların, Yapay Zeka’nın gelişimini düşünecek olursak insani özelliklerimizi kaybetmememiz gerektiği ortada.

Açıkçası

  • İnternet hayatımızın bir gerçeği. Beynimiz bu yeni nesil iletişim şekliyle değişiyor. Bunu bilelim.

 

  • İnterneti yapıcı ve yaratıcı olmak için kullanalım. Öğrenelim, öğrendiğimiz bilgiyi özümsemeye çalışalım, paylaşalım, takımlaşalım, üretelim, yine paylaşalım. Bizim yaptıklarımızı başkaları da yapabilsin.

 

  • İnternet, sosyal medya, telefon, tablet bağımlılığından kendimizi koruyalım. Sosyal ilişkilerimizi unutmayalım. Onları besleyelim.

 

  • Okuma alışkanlığımızı kaybetmeyelim. Sadece internette okuduklarımıza güvenmeyelim. Okumanın beynimizin başka bölümlerini de çalıştırdığını unutmayalım.

 

  • İnternet ezberleme alışkanlığımızı, hafızamızı zayıflatıyor, gereksiz hale getiriyorsa, biz de beynimizin ve kişiliğimizin diğer özelliklerini geliştirmeye çalışalım.

 

  • İngilizceye mutlaka hakim olalım. Çocuklarımızın bu dili mümkün olan en iyi şekilde öğrenmelerine çabalayalım. Biz ne kadar Türkçe kaynak yaratsak bile, ingilizce kaynaklar bir o kadar daha fazla ve her an artıyor.

 

  • İlgilendiğimiz konuları, dünyanın gittiği yöndeki konuları takip edelim. Bilgi ve öğrenme artık bir tık uzağınızda. Her konuda kendimizi geliştirmemiz şart.

 

  • Hem çocuklarımız hem de biz dijital zekamızı geliştirelim. Güvenli gezinmek, doğru bilgiye ulaşmayı öğrenmek, internette gezinirken kendini kontrol edebilmek, dağılmamak, sosyal medya zamanını kısıtlı kullanmak, vb. konularda dijital zekamızı geliştirelim.

En önemlisi “İnsani özelliklerimizi kesinlikle kaybetmeyelim.”

Çocuklarımızın ve bizim Robotlarla, Yapay Zekayla rekabet edebilmek için aşağıdaki özelliklere ihtiyacımız var.

  1. İletişim Becerileri
  2. Empati Becerisi
  3. Yaratıcılık
  4. Uzlaşma Becerisi
  5. Takım Çalışması
  6. …..
  7. …..
  8. …..

Tüm bunlara sizin eklemek istediğiniz hangi beceriler var?

Sevgiyle,

Bahar Anahmias, the digital immigrant

Bir Kahve Molası

 

 

 

 

Bahar Anahmias

Okumaya ve kitaplara aşık, öğrenmeye tutkulu, dijitale düşkün bir anne ve aşık bir eş.

%d blogcu bunu beğendi: