Sosyal Ağların Ağına Düşmeyelim

Sosyal medya ağlarının son onbeş yılda hayatımıza girmesi ve hayatımızı domine etmesi bizlerin yeni bir hayat biçimini deneyimlemesine neden oldu. Olumlu etkileri olmakla beraber sosyal medya kullanımının bağımlılık noktasına gelmesi çoğu kişi için sıkıcı bir durum.

Dijital çağ bağımlılıkları beşe ayrılıyor:

Siber-sex bağımlılığı,

Siber-ilişki bağımlılığı,

İnternette şans oyunları oynama bağımlılığı,

Bilgisayar oyunları oynama bağımlılığı ve

İnternette alışveriş yapma bağımlılığı.

Henüz tıbben bir hastalık ya da davranış bozukluğu olarak tanımlanmamasına rağmen aşırı sosyal medya kullanımı bir bağımlılık olma yolunda ilerliyor.

Bu arada konuyla ilintili iki fobimizi de anmadan geçmeyelim:

FOMO (Fear of Missing Out-Bir şeyleri Kaçırma Korkusu) ve NoMo (Telefonsuz veya Şarjsız Kalma Korkusu)

Bu hafta izlediğim iki film sosyal medya ve akıllı telefon kullanımının hayatlarımızı nasıl olumsuz etkilediğini enine boyuna düşünmeme neden oldu.

Bu filmlerden birisi Disconnect idi. Sanal Hayatlar olarak çevrilmiş Türkçe’ye.

Eski Yunan tragedyalarında seyirci bir trajediyi izlerken kahramanın çektiği çileyi görüp haline şükreder ve rahatlarmış. Buna katharsis deniyor. Kahramanın yerinde olmadığı için şanslı ve mutlu olduğunu düşünüyor seyirci.

Oysa benim bu filmde, bu modern zaman trajedisinde aldığım his dehşet ve korkuydu. Bunlar benim de, benim sevdiklerimin de başına gelebilir duygusuydu. Fimle ilgili detay vermek istemiyorum izlemek isteyenler olabilir diye.

Diğer film Perfetti Sconoscuiti isimli bir İtalyan filmi idi. Kusursuz Yabancılar olarak çevrilmiş Türkçe’ye.

Bu filmde akıllı telefonlarımızın artık aslında bizim bir kara kutumuz olduğunu ve bizimle ilgili tüm sırların içinde saklı olduğunu gözler önüne seriyordu.

Bu film de ayrı bir modern zaman trajedisi idi.

Biz nasıl ve ne zaman telefonlarımıza ve sosyal medya hesaplarımıza bu kadar bağımlı hale geldik?

Yapılan bazı anketlere göre şu anda ortalama bir yetişkin haftada 23 saatini sosyal ağlarda geçiriyormuş. Neredeyse haftalık yarı zamanlı çalışılan bir işe eşdeğer.

Perfetti Sconoscuiti

Uzmanlar sosyal ağlarda olma ihtiyacının içimizdeki en derin güdü olan sosyalleşmenin uzantısı olduğunu söylüyorlar. Zaten artık normal hayatta yeni tanıştığımız biriyle telefonlarımızı paylaştıktan sonra ilk yaptığımız sosyal medya hesapları olup olmadığını sorup takip/arkadaşlık isteği göndermek. Sanal ağlar bize yeni tanıdığımız bu kişiyle ve yaşamıyla ilgili hızlı bir analiz imkanı sunuyor. İnancı, siyasi görüşü, yaşam tarzı, arkadaş çevresi, yediği içtiği, gezdiği yerler, okudukları, izledikleri vb.

Sosyal ağlarda bulundukça bağlanma ve ait olma duygularımızı da tatmin ediyoruz. Beynimizde mutluluğa sebep olan dopamin ve oksitosin hormonları salgılanıyor. Sosyal medya bağımlısı olduğu düşünülen kişilerin beyin taramaları yapıldığında, beyinde görülen değişim kokain kullanan madde bağımlılarındaki görünümle eşdeğer.

Bu arada ergenlerin aşırı sosyal medya kullanımının hala gelişmekte olan beyinlerini olumsuz yönde etkilediğiyle ilgili tespitler var. Sinirbilimciler ergen Prefrontal korteksinin sağlıksız gelişiminin yaratıcılığı öldürdüğünü söylüyorlar.

Aslında sosyal medyada sanal hayatlar var ve oradaki arkadaşlıklar gerçek hayatta paylaştığımız arkadaşlıkların asla yerini tutamaz.

Bu konuda yazılmış harika bir kitap var.

Susan Pinker’ın Türkçe’ye ‘Köy Etkisi ‘olarak çevrilen kitabı. Bu kitabı tek cümleyle özetlemem gerekirse, insanı mutlu ve sağlıklı eden çevresinde yani reel hayatta oluşturduğu göz göze, diz dize paylaşılan dostluklardır.

Kitap insanın nerede olursa olsun kendi küçük köyünü oluşturabileceğini anlatıyor. Susan Pinker bir psikolog ve Sardunya Adası’nda yüz yaşına kadar yaşayan insanların çokluğu ilgisini çekiyor ve nasıl bu kadar uzun ve sağlıklı yaşayabildiklerini öğrenmek için Sardunya Adasına gidiyor. Kitapta paylaştığı bazı bilimsel istatistikler var. Sıralamam gerekirse şöyle:

1-En düşük akıl hastalığı oranı güçlü yüz yüze sosyal ağları bulunan kişilerde görülüyor.
2-Göğüs kanseri olan kadınlar üzerinde yapılan bir araştırma sonunda geniş arkadaş ağı olan kişilerin zayıf sosyal bağları olanlara göre 4 kat daha fazla yaşama şansı olduğu ortaya çıkıyor.
3-Hayatın başlarında oluşan sosyal temaslar daha sonrasında bizim hayatla baş etme gücümüzü arttırıyor.
4-Sarılma veya sırt sıvazlama bir kişinin sosyal stresini azaltıyor ve bunun karşılığında bedenin enfeksiyon ile savaşma gücünü arttırıyor.
5-Yakın arkadaş grupları ile düzenli olarak buluşanlar tek başına bir hayat sürenlerden onbeş yıl daha fazla yaşama eğilimi gösteriyor.

Sosyal medyada olalım elbette ama bağımlılık haline gelmesine izin vermeyelim.

Hayatın güzelliklerini kaçırmayalım.

Zaman ve sağlık en değerli varlıklarımız.

Zamanımızı verimli bir şekilde kullanmak bizim elimizde.

Çevremizi gerçek dostlarımızla donatıp, dünyanın güzelliklerini sanal ağlarda paylaşılan fotoğraflardan değil yerinde her duyumuzla hissederek beğenelim.

Banuhan Güvenir

Bir Kahve Molası

 

%d blogcu bunu beğendi: